Öyle bir yüzyıl ki; İnsanlar adeta enkaza dönüşmüş, duygular mahkûm, sağduyu gelişmemiş, nezaketin zerresi kalmamış, anlaşılmak imkânsız, anlamaya çalışan yüzeysel, her şey sanki koskocaman bir boşluk, alabildiğine tuhaf insanlar güven artık eskide kalmış zor anımsanan bir manzara.
Sokakta, toplu taşımalarda, çalışma alanlarında vb. birçok alanda insan kimliğine bürünmüş mahlûklara şahit oluyoruz. Kendisini bilhassa kanaat önderi zanneden, vasat uzmanlıklara bürünen kifayetsiz içi boş yavan insanlar. Ne kadar artış göstermiş de fark etmeme adına direnç göstermişiz meğerse…
Ünlü filozof Diyojen bir gün ışıkla gündüz gözü “Arıyorum” diye bağırıyormuş…
Görenler “Ne arıyorsun “deyince, “İnsan arıyorum” demiş…
İşte güncel halim bu; kaliteli insan arıyor gözlerim…
Sözünün eri, dürüst, yüz verince astarını istemeyen ve inandığı değerleri olan gibi. Bu zaman diliminde maalesef zor ve arayışlar nafile.
Düzgün ve nitelikli insanlar vardır ama neredeler, soru bu!
Ne söylenecek söz bulabiliyorum, ne anlatabilecek kelimeler. Her şey o kadar tuhaf ki kelimeler yetersiz kalıyor. Bu tuhaflığın karşısında görmemezlikten gelmek kesinlikle iyi bir seçim. Bizler fikirlerimizi ön planda tutmamız gerekli, şahısları değil. Duygular dalga gibidir; gelmesini engelleyemezsin ama hangisinde sörf yapacağını sen seçersin... Hayatımızın merkezine vasatlık alametleri gösteren tipleri almamalıyız; gündelik problemlerden ve varoluş sıkıntılarından kitaplarla kaçmayı ihmal etmemeliyiz mesela. Sürekli birileriyle iletişim halinde olmamız gerekmiyor gerektiği yerde biraz seçici olmak güzel bir şey çünkü hayatımızda kendi başımıza hayattan keyif almamız büyük bir olay. Yaşam sevincimizi kimseye mal etmemeliyiz. O zaman sağlıcakla kalın.