Aralık oldu…
Kar yükseklere serpiştirdi ve gitti…
Yağmurlar ya dünyanın çivisini çıkartan insanlardan hırsını alırcasına yağıyor ve sel olup yıkıp geçiyor, ya da hiç oralı olmuyor…
Dünyanın dengesini doğayı korumadan, plan program yapmadan, güzelim ormanları kundaklayarak rant peşinde koşan aç gözlü insanlar değiştiriyor…
Aralık ayına girdik ve ilk haftasını geride bırakıyoruz…
Şehir merkezinde kar yok…
Eskiler anlatır, “Bu aylarda diz boyu kar olurdu” diye…
Ne güzel yıllarmış…
Mevsiminde yağan yağmur, mevsiminde yağan kar, susuzluk çekmeyen tarım arazileri, bugün olduğu kadar teknolojik donanımı olmadığı halde eldeki şartlarla üretim yapan çiftçisi…
Suya hasret yıllar…
“İşte geldik gidiyoruz” diyor büyüklerimiz, ya biz…
Bizlere susuz ve çölleşen bir dünya kalıyor, bizden sonrasına çok daha kötü bir senaryo olacağı söyleniyor…
Bolluk içerisinde, israf ettiğimiz içtiğimiz suya hasret bir nesil geleceğini düşünmek bile çok kötü. Geleceğin savaşlarının su üzerine çıkacağı varsayımları bile tüylerimizi diken diken ediyor. Ne kötü bir durum.
İsraf etmeden, kıymetini bilerek hayati gereksinimiz olan kullanmalıyız suyu…
Su olmadan nereye kadar?













