Bir çizgisi bulunmayan, bir karaktere sahip olmayan, hayatta bir ideolojisi ya da duruşu mevcut bulunmayan insanların hiç ölüm yokmuş gibi, sırf bu günler için yaşıyormuş görüntüsü vermelerine hayranım doğrusu. Toprak üstünde kibirle yürüyenlerin, toprağın altını hiç hesaba katmamaları da bir hayli tuhaf geliyor insana.
Bizler ölümü öldürdük oysaki yere göğe sığdıramadığımız hayat ile ölüm arasında anlık bir mesafe var. Arabaya binip inememek gibi, uyuyup uyanamamak gibi ani ve yakın. Hepimiz için yakında gelecek o son gün, unutulacağız tıpkı bir varmış bir yokmuş gibi. Bütün bunlara rağmen insanoğlu neden hep elindekinin nankörü olur ki? Bir şeyin değerini, kıymetini anlamak, hissetmek için illa kötü bir olay mı yaşamamız gerekli?
Tıpkı sol ayağının değerini, sağ ayağını kaybettikten sonra anlamak gibi. Hasta olursun sağlığının değerini anlarsın, gurbete gidersin evinin değerini anlarsın. Bu liste bu şekilde uzar gider.
Demem o ki bir şeyin değerini, kıymetini anlamak için yitip gitmesini beklemeyin çünkü unutulan bir şey var ki, geçirmişliğin hiç bir zaman ilacı yok.
Misafir olduğumuz şu dünyada, herkese misafir gibi davranmak gerekli. Öldükten sonra değil.














