Bireyler toplumları oluştururken, toplumlar özünde büyük hareketleriyle maddi ve manevi olanı kastediyorum, değişerek bugüne geliyor. Bir kısmımız, diğer insanların taşıdığı etikete göre o insanlarla arasındaki mesafeyi belirliyor. Yaptığı iş, sahip olduğu unvan, dış görünüşü ve yaşı, bir insanı tanımaya değer olup olmadığı konusunda karar vermemizde sebep olabiliyor.
Oysaki akıl yaşta değil baştadır. Her yaşın olgunluğu farklıdır. Olgunluk zamanla öğrenilen bir şeydir. Bir insan ‘ben kırk yaşına geldim olgunlaştım’ diyebiliyorsa o insan olgunlaşmamıştır.
Kimi insan yaşlanmayı olgunluk olarak anlamlandırsa da yaşlanma bedensel bir durumdur.
Herkes yaşlanabilir fakat her insan yaşlandığı bu süre zarfında psikolojik açıdan olgunluğa ulaşamamış olabilir.
İş hayatımızda olsun, normal yaşantımızda olsun bunun birçok örneği ile karşı karşıya kaldığımız zamanlar oluyor.
Yaşı olgun olup “kişilik olgunluğunun” oluşmadığı çok fazla insan var çevremizde. Olgunlaşma anlık bir durum değildir, hayat boyu süren bir süreçtir.
Önemli olan bu süreçte fiziksel anlamda olgunluk yerine, psikolojik anlamda gerçekleşen olgunluğu diri tutabilmek.
En büyük âlimlerden biri olan Mevlana’nın özlü sözlerinden biriyle yazımı sonlandırmak isterim; “Vaktinden evvel ağaçtan koparılmış meyve ne kadar bekletilirse bekletilsin, olmadıkça, kemâle ermedikçe ona ham derler.” –Hz. Mevlana













