“Bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır.” Diyor Brezilyalı romancı; Birincisi nedensiz yere mutlu olmak.
İkincisi her zaman meşgul olabilecek bir uğraş bulmak.
Üçüncüsü elde etmek istediği şey için var gücüyle savaşmak.
Bu üç şey yetişkinlerde çoğunlukla tam tersine dönüyor.
Mutsuz olmak için bahane üreten, sürekli olarak tembelliği tercih eden ve ilgi çekmek için problem üretmeyi seven bir canlıya dönüşüyoruz. Hepimizin etrafında vardır böyle tipler.
Değişim evrenin birinci ilkesidir. Her şey değişir. Mevsimler, yapraklar, çiçekler hatta insanlar da, ahlak anlayışları da. Diyalektik süreçtir bu. Pek çoğumuz çok dar bir ilgi alanı içinde yaşarız.
Ev kredisini nasıl ödeyeceğimizi, yeni bir araba alıp almayacağımızı, akşama ne pişireceğimizi dert ederiz oysaki hayat basit bir müessesedir. Vitrin o kadar geniş ki, seçenek o kadar çok ki insanlar neyi dert edebilirim diye alışverişe çıkmış gibi davranıyorlar. Değişime verilen ya da iade edilen mallar gibi dertler de sürekli el değiştiriyor. Hayat tesadüfen yaşanacak bir mesele değil.
Ama bu yolculukta eğlenmeyeceğimiz, kendimizi ödüllendirmeyeceğimiz anlamına da gelmez. Samimiyetin kaybolduğu, kimsenin birbirini dinlemediği dinlese de duymadığı, duyduğunda işine gelmediği vasat bir çağdayız. İnsanların böyle bir çağda kendilerini keşfetmeleri ve en önemlisi sorgulamaları gerek. İşte o zaman müthiş bir sükunetin hazzını tadacaklardır.













