Çağımızın en büyük dertlerinden bir tanesi mutsuzluk. Hem birey hem de toplum olarak mustarip olduğumuz bu durum, herkes tarafından fark edilebiliyordur sanırım.
Yaşamımızın her alanında fark edilebilecek derecede artan mutsuzluk, sayısız insanı psikolojik olarak etkilemekte. Hayatın her alanında mutlu olmak bazen mümkün olmayabiliyor.
Bazı günler mutlu olurken, bazı günler daha az, bazı günlerde son derece mutsuz olunabiliyor.
Yorgunsam eğlenmem mümkün değildir ama dinlenince durumun geçeceğini biliyorum,
karnım çok açsa yüzümde güller açmaz ama bir şeyler atıştırınca geçeceğini bildiğim için huzurlu kalabiliyorum. Bu durum gayet olağan bir durumdur.
Fakat tam aksine mutsuzluk için bahane arayanlar, savaşmaktan çok teslim olmaya yatkın insanlar, olmamış şeyleri kendine dert edinip, kendi kafasında kurduğu senaryolara inanıp endişe duyan hatta sürekli olarak bardağın boş tarafına bakıp hayatlarını mutsuzluk üzerine devam ettirenler, hepimiz neredeyse bu tip insanlara şahit oluyoruzdur.
Genel olarak bizleri mutsuz edenin insanlar ya da olaylar olduğuna inanırız, ama bu tam olarak doğru bir tanım değildir. Mutsuz olmamızın nedeni, yaşamdaki insanlar ya da olaylar hakkındaki düşüncelerimizdir. Oldukça üstün yeteneklere sahip varlıklar olarak, elimizin altında onlarca mutlu olma yöntemi varken neden hâlâ kolay yolu seçip karalar bağlar ki insanoğlu?
Her şeyden öte biz dünya üzerindeki en zeki varlıklarız.
Düşüncelerimizle pek çok şeyi değiştirebilme ve keşfedebilme gücüne sahibiz.
Ve unutmayın ki mutluluk içinizde açmaya hazır olan bir çiçeğe benzer. Yeter ki sulamayı bırakmayın.













