“Neylersin ölüm herkesin başında,
Uyudun uyanmadın olacak,
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında!”
Cahit Sıtkı Tarancı’nın bu dizeleri, hayatın en keskin ve aynı zamanda en kaçınılmaz gerçeğine dair önemli bir hatırlatmadır.
Şair, burada ölümün bilinmezliğine dair derin bir bakış açısı sunar.
“Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?” sorusu, ölümün ne zaman ve nasıl geleceğinin belirsizliğini ortaya koymaktadır. Bu belirsizlik ister genç, ister yaşlı, ister bir hükümdar, ister sıradan bir insan olsun; sonunda ölümün herkesin payına düşen bir gerçeklik olduğunu hatırlatıyor. Üstelik zamanın bizim kontrolümüzde olmadığı gerçeğini de bizlere çok güzel bir şekilde vurgulamıştır.
Fakat bu durumu içselleştiren insanların sayısı oldukça az.
Ölüm, hayatın en önemli fakat en çok göz ardı edilen bir meselesidir. Gerçekten de, çoğumuz hayatı öylesine hızla ve rahat bir şekilde yaşıyoruz ki, ölümü öldürdük desek yeridir.
Özellikle günümüz toplumunda, insanlar toprak üstünde kibirle yürürken, toprağın altını hiç hesaba katmıyorlar.
Oysa hayatın her anını, ölümün farkında olarak yaşamak, daha dolu bir yaşam sürmenin anahtarıdır.
Evet, bir başka pencereden baktığımızda, zamanın geçiciliği ve ölümün gerçeği üzerine düşünmek, çoğu zaman insanı korkutabilir. Ancak bu korku, yaşamı değerli kılacak bir uyarıdır.
Demem o ki yere göğe sığdıramadığımız hayat ile ölüm arasında anlık bir mesafe var.
Bunun bilincin ışığında, misafir olduğumuz şu dünyada; her anın kıymetini bilerek, herkese misafir gibi davranmak gerekli.













