Hayat içerisinde sağlam adımlarla durabilmek için, kişinin ilk olarak birey olduğunun bilincinde olup kendi kendine yetebilmesi gerekmektedir. Zaman zaman inişlerin ve çıkışların yaşandığı dönemlerde, insanın kendine yetebilmesi ve kendi yaralarını sarabilme gücünü yine kendisinde bulmalıdır. Toplum geleneği insanlar yalnızlığı, eziklik ya da dezavantajlı bir durum olarak görürken, esasında yalnızlığımız ile barışmadığımız zaman diğer insanlara muhtaç olma eğilimi içerisinde olabiliriz. Toplum ve dünya için mümkün olduğunca, başkalarının verdiği imkânla ışık saçan biri olunmamalı, başkalarının yardımıyla elde edilecek sükûnete ihtiyaç duyulmamalı. Özetle bir insanın kendi başına dik durması gerekir, dik tutulması değil. ‘Kendi yağında kavrulmak’ deyimi, aslında sürdürülebilirliği kendi yaşamlarımızda nasıl sağlayacağımızın en net özetidir. Kendi kendine yetmek, kendi kendisi için her şey olmak ve tüm varlığımı kendimde taşıyorum diyebilmek, rüzgâra kapılmış bir yaprak parçası olmaktansa, yönünü belirleyebilen, rotasını ve etki alanını keşfetmiş bir insan olma haline dönüşmek elbette ki mutluluğumuz için en yararlı özelliktir. Her şey değişir, her şey sürekli bir akış içindedir bundan dolayı mümkün olduğunca daha derin bir sorumluluk duygusu taşımalıyız. Saygıyı hak ediyoruz. Saygıyı hak ediyorsunuz. Özetle gücü dışarıda değil, kendi içinde aramaya odaklan. Hayatının ilk dönemini köle olarak geçiren Pubilius Syrus’un dediği gibi; “Büyük bir imparatorluk mu istiyorsun? Kendine hükmet!”













