Hepimiz her gün farklı gelişmelere uyanıyor, umudumuzu kaybetmemek için kendimizi güçlü tutmaya çalışıyoruz. Ülke olarak zor bir yıl geçiriyoruz. Önce herkesi yasa boğan deprem felaketi, sonrasında belirsizlik ortamını tetikleyen seçimler ve ekonomik gelişmeler tüm kurumları ve insanları etkiledi. Bunun yanı sıra bitmek bilmeyen cinayetler. Son 10 yılın en düzenli artışı kadın cinayetleri!
Ne yazık ki, her yıl sistemli bir şekilde bir önceki yıldan fazla oluyor.
Cinayetler ülkenin dört bir tarafına yayılmış durumda. Bunun coğrafyası yok.
Cinayeti işleyecek olana mekân çok! İnsanlar evde, sokakta, hastanede, manavda hatta sokakta yani akla gelebilecek her yerde katlediliyor.
Bir ülkenin kalkınmışlık düzeyini ölçmek için insanlarının nasıl öldüğüne bakmak gerekir.
Türkiye, yaşam kalitesinden, insani değerleri özümsemeye kadar pek çok alanda giderek erozyona uğruyor. Sözün bittiği yerdeyiz desek yeridir. Artık olay sayısına yetişemiyoruz.
Bu demek oluyor ki, insanlar ülkemizde her gün farklı şekillerde katlediliyor…
Eskiden dizi-film sahnelerinde gördüğümüz olayları şimdilerde haberlerde görüyoruz.
Bu, bir iç savaştır!
Bu, bir toplumsal cinnettir!
Bu, bir terördür!
İnsan tanım bulmakta oldukça zorlanıyor. Bu kadar acizlik olmaz. Bugün başka biri, yarın başka biri. Her gün beş haberden üçü cinayetlerden oluşmakta ve bunlardan nadiri ceza almakta.
Nazım Hikmet’in de dediği gibi;
“İnsanlar katlediliyor: ağaçlardan ve danalardan daha rahat, daha kolay, daha çok”
Bir cana kıymak, bir canı yok etmek bu kadar basit olmamalı.













