İnsan sosyal bir canlıdır. Ve konuşarak kendisini anlatmak ister. Fakat konuştuğumuz kadar dinleyemediğimizi ifade etmeliyim. Günümüzde konuşma becerisi geliştirmek için çeşitli kurslar ve programlar var, ancak dinleme konusunda yok.
Aslında bu durum dikkate alınacak önemli bir gözlemdir.
Çevremize baktığımızda insanlar; canlı, yoğun, aktif bir konuşmacı ve birileri tarafından izlenmekten, dinlenmekten zevk alıyorlar. Konuşmak karşılıklı bir eylemken, sürekli konuşmak ve kendini anlatmak bazı durumlarda dinleme eylemini etkisiz hale getiriyor.
Yani konuşabilmek kadar etkin dinleyebilmekte çok kıymetlidir.
Peki, bizim toplumumuz neden etkin dinlemeyi pek beceremiyor?
Bunun birçok nedeni kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Fakat benim açımdan en temel sebebi, insanlar anlamak için değil de cevap vermek için dinlediğinden kaynaklanıyor.
Kısacası herkes kendi manzarasının peşine düşmüş.
Ne yazık ki toplumumuz ne fikirlere saygı göstermeyi biliyor ne de konuşmalara.
Dikkat edin, gözlemleyin göreceksiniz kimse kimsenin cümlesinin sonunu beklemiyor ve laflar sürekli olarak kesiliyor. En büyük âlimler bile her zaman öğrenecekleri bir şeyler olduğunu bilir ve karşısındakini dinler. Fakat bizim toplumda, kelime dağarcığı oldukça zayıf olan insanların bile her konuda en iyisini bildiklerini iddia etmelerinden dolayı kimseye kulak vermiyorlar.
Oysaki dinlemek, yeni fikirler edinerek, sorunları çözecek yeni yollar bulmanızın ve kişisel olarak gelişip yükselmenizin de bir aracıdır.
Yunanlı filozof Plutarch, “dinlemeyi bilirsen, kötü konuşanlardan bile bir şeyler kaparsın” diyerek antik çağda dahi dinlemenin önemini vurgulamıştır.
Karşımızdaki insanın fikirleri işe yaramaz, saçma sapan şeyler olsa dahi, sabırla dinleyin.
Çünkü konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek sanattır.
Tam da bu nokta da ihtiyacımızı giderirken sanatımızı icra etmeliyiz.














