İnsanları insan yapan unvan veya makamları değildir. Makam ve sıfat sahibi insanların varlığı git gide çoğalmakta, ancak adam gibi adamların mumla arandığı bir dünyada yaşıyoruz. Yaşadığımız bu devir, fırıldakların ön planda tutulduğu, yalakalığın zirve yaptığı, kişinin sahip olmadığı duygu, düşünce erdem ve değer gibi özelliklere sahipmiş gibi davranmasıdır. Samimiyetsizliğin hâkim olduğu bir dünyada da olacağı budur. İnsandan insana farklılık gösteren, değişken maskeleri vardır yalaka insanların. Beş dakika önce arkasından hakaretler yağdırdığı insanla yüz yüze geldiğinde, sırf çıkarları uğruna olduğundan farklı görünmek için kendilerini heba ederler. Doğrusu ben bu yüzyılın çıkarcı ilişkilerinden ziyadesiyle tiksindim. HZ. Mevlana’nın dediği gibi olması gerekmez mi? “Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün” Ama ne yazık ki; Özdemir Asaf’ın sözü gibi; “İkiyüzlünün dilinde tat, kalbinde ise fesat gizlidir.” Her alanda olduğu gibi etrafımızda da bu tarz oksijensiz kalmış beyinlere şahit oluyoruz, yaşı ilerledikçe zekâ seviyesi düşen bir kitle etrafı sarmış durumda. Hâlbuki insan yaşı ilerledikçe adap-ı muaşeret kurallarını içselleştirir hal hareketlerine daha fazla dikkat eder. Fakat görüldüğü üzere bu durum ülkem insanları için epey bir zor. Artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, kabiliyeti olmayan, yüzüne gülüp arkandan iş pişiren ve bilhassa boş işlerle meşguliyeti sayesinde hayata tutunan tipler arasında direniyoruz. Günümüzde memnun kalmadığımız o kadar çok olaylar gerçekleşiyor ki, bunların en temeli ise; insanların tek dertlerinin beğenilmek olup, şekilden şekle bürünerek yapay vücutlar haline dönüşmeleridir. Durum böyle olunca orijinal şahsiyetler parmakla gösterecek kadar azalmış, herkes vasat bir aslın sonradan basılmış fotokopisi gibi. Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi; “Kimi yüzsüz, kimi ikiyüzlü. Hayat ne garip değil mi?”













