Hepimizin bildiği üzere her yıl bu zamanlar aynı senaryoyu yaşıyoruz…
Gökyüzü dumanla kaplanıyor, helikopterlerin sesi yankılanıyor ve ekranlara alev görüntüleri düşüyor.
İstisnasız her yıl bu içimizi yakan orman haberlerine ve görüntülerine şahit oluyoruz.
Bu konu hakkında neredeyse her yıl köşe yazısı yazmışımdır ama ne yazık ki, ne kadar yazsak ve üzerinde ne kadar konuşsak da yetmiyor…
Bizler artık her yıl döngü halinde tekrar eden bu keyif kaçıran olayları yaşamak istemiyoruz.
Üstelik bu yangınlar, yalnızca ağaçları değil; içinde barınan binlerce canlıyı, oksijenimizi ve geleceğimizi de kül ediyor belki de yüzlerce yıl süren bir yaşam döngüsü sona eriyor.
Çünkü ormanlar, sadece bir ağaç topluluğu değildir.
Onlar nefes aldığımız havayı temizleyen, su döngüsü sağlayan, iklimi dengeleyen canlı birer ekosistemdir.
Bu yüzdendir ki, yaşanan bu olaylar çok ciddi bir mesele fakat bizler ne yapıyoruz?
Televizyon karşısında üzülüyor, sosyal medyada birkaç gönderi paylaşıyor, sonra unutuyoruz.
Ta ki bir sonraki yangın haberine kadar!
Daha sonra bu yok oluşun telafisi olarak ise çareyi fidan dikmekte olduğunu düşünüyoruz.
Fakat unutulan bir şey var ki, bu yok oluşun çaresi sadece fidan dikmekle mümkün olmuyor.
Çünkü bir fidanın orman olması ortalama 30-40 yıl sürüyor.
O yüzden bu konuda artık kalıcı, etkili ve sürdürülebilir çözümler geliştirilmeli.
Bir canımızı daha bu olaylarda kaybetmek istemiyoruz.
Ve hatırlatmak isterim ki doğa bize değil, biz doğaya muhtacız.
Bu noktada insanlarımızın, hem bireysel olarak hem de toplum olarak büyük sorumluluk alması gerekiyor. Çünkü orman yangınlarının büyük çoğunluğu insan kaynaklı.
Örnek vermem gerekirse: sigara izmariti, piknik ateşi, anız yakma, enerji hatları, cam kırıkları ve daha niceleri…
Artık bütün bunların önüne çok ciddi bir şekilde çizgi çekilmeli.
Bu noktada ise devletin artık daha etkin denetim, erken uyarı sistemleri, yangınla mücadele altyapısı ve caydırıcı cezalarla süreci sıkı takip etmesi şart.
Aksi takdirde bu gidişat hiç iyi olmayacak!













