Başı belli sonu bilinmeyen bir çukurun içerisindeyiz, bugün de, yarın da hep aynı şeyleri konuşur olacağız. Hikâye aynı, ardından gelenler aynı. Aslında şikâyet ettiğim hayatın kendisi değil, içerdiği iğrençlikler.
Sopayı diksen filiz verecek şu topraklarda hala sürünüyorsak, yorgunsak bunlara sebebiyet olan, en belirgin olayımız cehalet olduğunu düşünüyorum. Toplumsal çevremiz genel anlamdacehaletin ve erdemli bir yaşamın ne olduğunu merak bile etmeyip, hayatlarını gündelik rutinden ibaret devam ettiren topluluklar fazlalaştığı sürece, insanın tek başına yapabilecekleri de epeyce sınırlı ve zorlu oluyor. Hiç okumayan, araştırmayan bir millet olarak hemen her şeyi bildiğimizi dillendiriyoruz fakat bu bilindiklerin ardında kulaktan dolma sözlerin olduğunu unutuveriyoruz. “Ya bildiğini savun, ya da öğrenmeye talip ol” diye çok sevdiğim bir sözü bu satırlarda anmak isterim. Fakat görüldüğü üzere insanlar öğrenmeye talip olup, bildiğiyle yetinmek yerine, başkalarının fikir ve görüşlerinin doğruluğunu, yanlışlığını araştırmadan düşüncelerini çalıp onlarla beslenip, gösteriş peşinde sürüklenip, ezberci bir nesil olarak yetişiyor.













