Hayat bize çalışmanın yorucu ve zorlayıcı; eğlenmenin ise zevkli olduğunu daha ilkokul haftasında öğretti. Hangi yaşta olursak olalım eğlenmek, her zaman bir adım önde olurken, yapılacak işler ise, ertelenmek için çoğu kesim tarafından daha keyifli gelmekte. Bazıları “yarın yapabileceğim işi bugün yapmaya ne gerek var” diye düşünür.
Bazıları da “bugünün işini yarına bırakma” diye.
Aslında erteleyen çoğu insan için, “sonra” geldiğinde de durum farklı olmaz.
Ertelenen her şey için yeni bir “ertesi gün bahanesi” bulunur.
Böylece erteleme bir alışkanlığa, sonra da bir hayat tarzına dönüşür.
Ertelemek, bilmekle yapmak arasındaki boşluktur. Eğer başarmak istiyorsak işe başlama disiplinini ve cesaretini göstermek zorundayız. Hayal etmek, istemek, arzu etmek, plan yapmak elbette küçük ya da büyük her iş için gereklidir ama başarı ancak işe başlayanların sahip olacağı bir ödüldür.
Karar almayı sürüncemede bırakma ve işleri erteleme, masum bir tembellikten çok daha önemli bir sorundur. Bu sorunla baş etmek ve kendimizi ertelemenin rehavetinden uzak tutmak zorundayız. Hepimiz “erteleme” yerine “acili yet kültürünü” geliştirmek için çaba göstermeliyiz.
Çünkü erteleme eğilimi yerine “acili yet kültürünü” yerleştirdiğimizde, başarı doğal olarak kendiliğinden gelecektir.













