Hayatta var olan her şey gibi anlaşmakta karşılıklı bir denge tutturmakla olur. Evrendeki somut ve soyut her olayın temelinde bu dengeli alış-veriş vardır zaten. Bu dengelerin bozulması her olayın zarar görmesine neden olur. Ne kadar ağaç kesersen kes, o kadar ağaç dikmelisiniz ki doğanın dengesini bozmayasınız. Hatta daha da güncel bir örnek vermem gerekirse, ne kadar gereksiz su tüketirsek, gerektiği durumlarda o kadar susuz kalabiliriz. Çok kolay bir formüle dayanmasına rağmen, anlamamakta ısrar ettiğimizden ya da anlamak işimize gelmediğinden, hayatımızdaki karmaşaları basite indirgeyip bu formüle oturtmak yerine, anlamamakta direniyoruz. Belki de anlatılanı anlıyoruz da, anladığımızı hayata geçiremiyoruzdur. Hazreti Mevlana’nın aklınızda bulunması gereken sözünü hatırlatmak isterim: “Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır.” Gerçekten de bazı kişilere, istediğin kadar anlat nafile… Herkesin anlayış derecesi farklıdır. Siz istediğiniz kadar ağzınızla kuş tutsanız, en iyisini anlatmaya çalışsanız bile, karşınızdaki aklı kadarını algılıyordur. Bazıları da işine geleni içinden cımbızla çekerek alıyor ve kendi lehine, sizin de aleyhinize kullanıyor. Ne yapacaksınız gerçek bu! Bu topraklarda ve bu toplumla yaşamaya mahkûmuz. Anlamak önemlidir. Emek ve gayret ister. Emek harcamaktan korkmayın, elinizi ve kalbinizi korkak alıştırmayın. “Kim haklı” savaşına girmeden, haklılık kanıtı aramadan, güçleri çarpıştırmadan iletişim kurabilmek, karşımızdakine egolarımızdan, inadımızdan vazgeçerek anlamaya çalışalım. “Ekmeği paylaşmak, ekmekten daha lezzetlidir.” Anlamakta, anlaşılmakta tıpkı böyledir. Bizler karşımızda ki insanları anlamak için ne kadar gayret gösterirsek bir o kadar da anlaşılacağımızın verdiği hazzı sonuna kadar keyifle hissedebiliriz.














