Bu yorgunluğu kabul ederek yürüyeceğiz, tükenmişliğin hissiyatında yeşerecek bütün ümitlerimiz, bilerek üzerine gideceğiz tüm korkuların, müthiş bir bilinçle tutacağız ateşi. Demem o ki her türlü göçüğün altından kalkar bu millet ama ahlaki göçüğün altından çok zor kalkarız. Bugün kendi canımızdan olan, kendi insanımız depremde kendi milletinin perişan düştüğü zamanda bile; yol kesip, tır durduran, yağma yapan, hırsızlık yapan aşağılık yaratıkları da gördü bu millet. Yaralarımızı birlikte sarmak yerine, yaraları daha da kanatan bu insan kılıklı sırtlanlarla aynı evrende yaşıyor olmaktan çok utanıyor insan.
Bu ahlaksızlıklardan olaylardan insan ne kadar kaçsa da, görmezden gelse de, kafasını kumada gömse, kalbine kilit de vursa, insan tabiatını sarsıcı olaylarda insanı en çok yıpratan ve yıkan şey bizzat kendi halkımızın edepsizlikleridir. Bu olayların ardından ilerleyiş biçimine bakıldığı üzere kendini yetiştiremeyen, gözlerine perde inmiş, kalpleri katılaşmış, merhameti pas tutmuş o kadar çok insanımız bulunmakta ki, tabi bunlara insan denilirse… Ve bir kez daha anladık ki, bir ülkeyi yok etmek için, eğitim seviyesini düşürmek son derece yeterli bir hareket. Bunun sonucunda ise görüldüğü üzere; Binalar mühendislerin elinde çöküyor, insanlık dinci akademisyenlerin elinde kayboluyor, kendini yetiştiremeyenlerin dünyası haline geliniyor. “Eğitimin çökmesi bir ulusun çöküşüdür.” O kadar güzel ve doğru bir tabir ki ne bir eksik, ne bir fazla…Depremde; Siyasi propaganda yapan. Etkileşim uğruna depremi kullanan.
Depremzedelerle dalga geçen.
Yağma ve hırsızlık yapan.
Yalan haber çıkaran.
Usulsüzlük yapıp ve bu usulsüzlüklere göz yuman yaratıkların.
Bu acının daha beterini yaşamaları dileği ile.













