Eğitimde büyük sorunlarımız var. Bu da A’dan Z’ye tüm yaşamımızı etkiliyor diyebilirim.
Hangi sorunun kaynağına inseniz hemen hepsi yanlış ya da eksik eğitimden kaynaklanıyor.
Öğrencilere sürekli bilgi yüklüyoruz ama ne işe yaradığını ya da yarayacağını sorgulamıyoruz.
Sınavlarda ise soru sorulmayan dersler ve o derslerde öğrenilen bilgiler zaten ciddiye alınmıyor.
Sınavda soru çıkacak derslerin ve bilgilerin ömrü ise sınava kadar sürüyor!
Günün sonunda geriye ne kaldığı kimsenin umurunda değil.
Daha da vahimi öğrenilen bilgilerden pek çoğunun hayatta bir karşılığının olmadığına yönelik olan algıların varlığı…
Peki, bugünkü eğitimin sorumlusu kim? Aslında kabahatliyi hiç uzaklarda aramadan hemen herkes çuvaldızın en büyüğünü kendisine batırabilir. Neden mi?
Günümüzde artık öğrencilerden fazla velilerin şikâyetleri havada uçuşuyor, her fırsatta yerden yere vurulan bir eğitim sistemi var.
Artık dünya genelinde eğitimin gidişatı hakkında memnun olana denk gelmek çok zor.
Bugünün öğrencileri, önceki nesillerden çok farklı.
Onlara göre eğitim süreleri çok uzun, müfredatlar da çok sıkıcı.
Okullar koşa koşa gidilen mekânlar olmaktan çoktan çıkmış durumda.
Ayağını sürüyerek, oflayarak, puflayarak, sızlanarak gidenlere eskiden kızılırdı, şimdi “haksızlar mı” deniliyor. Yukarıda söylediğim gibi bugünün öğrencileri, önceki nesillerden çok farklı ve bu durum sadece öğrenciler için geçerli değil. Bugünün velileri de, önceki nesillerden çok farklı.
Oysaki bir anne ve babanın çocuklarına bırakacağı en iyi miras ‘eğitimdir’.
Bu dün de böyleydi, bugün ve yarında farklı olmamalı.
Aileler için de, ülkeler için de mutsuz bir evlattan daha kahredici bir durum söz konusu olamaz ve bu noktaya asla gelinmemeli. Çaresi ise, çocuklarınızı ve eğitimi ciddiye almaktan geçiyor.
Ciddiye alır ve sorgulamaya başlarsak gerisi kendiliğinden gelecektir.
Albert Einstein dediği gibi;
“Eğitim, hayat boyu süren bir yolculuktur ve hayatın en büyük armağanıdır.”













