Günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz dönemde teknolojinin gelişmesiyle her ne kadar herkese kolayca ulaşabiliyor olsak da, gerçek bir iletişim kurmakta bir o kadar zorlaştı. Bir gün kalabalık bir restoranda yemek yerken çevrenizi gözlemleyin; insanlar gerçekten birbirlerini mi dinliyorlar, yoksa konuşmak için sıralarını mı bekliyorlar? Çoğu insan haklı olduğunu düşündüğü konularda, başkalarının kendine ters düşen ifadelerini dinlememeye ve onlara direkt olarak karşı çıkmaya odaklanabiliyorlar. Neden kendi düşüncelerimizi iletmek için bu kadar istekliyken, konu dinlemeye gelince son derece isteksiz olup kendi bildiğimizde diretiyoruz ki? Herkesin dinlemek yerine konuşmayı tercih ettiği bir dünyada dinleyici pozisyonunda olmak aslında insanlar arası iletişimde oldukça fazla getirisi vardır. Dinlemek, aynı zamanda bilgi sahibi olmayı da artırır. Ama maalesef bizim toplumumuz her şeyi bilen bir uzman havasında olup, en haklı benim kafası hüküm sürüyor ve bu durum insanı epey bir yoruyor. Düşülen en büyük hatalardan biri ise otorite ve mevki sahibi olan insanların gittikçe daha az dinlemeleridir. Ne kadar başarılı olursanız olun ve hangi makamda bulunursanız bulunun, kendinizi geliştirme ve öğrenme ihtiyacınızı unutmayın ve kaybetmeyin. 100 sene yaşasa dahi dünyaya tek pozitif değer katmayacak şaklabanların kendi dar görüşlerinden bir gıdım dışarıya adım atmadan etrafa bakınıp her şeyi ben bilirim kafası ve içi boş yavan egoları beni sadece güldürüyor. Kimse kimseyi dinleme ve anlama çabasında değil üzerine basa basa gezdikleri bahçede, “Çiçek kalmamış” diyenlerin çağı bu çağ. Sizler düzgün iletişim kurmadan yola çıkarsanız, karşınızdakini anlamamak için direnirseniz bunun karşılığında ise anlaşılmayı sakın ola beklemeyin.
Karşımızdaki kişinin kelimelerini yalnızca duymak yerine, anlamaya çalışın. Anlatmaya çalıştığı, yaptığı vurguları fark edin. Belki de anlatılan konularda sizin göremediğiniz bir alt metin vardır. Dinleyin, duyun ve anlayın.













