Günümüzün sorunlarından hatta bana sorarsanız en önemli bulduğum sorunlardan bir tanesi toplumsal yaşam için gerekli olan asgari vicdan duygusundan yoksun, insanları ve değerleri dikkate almadan yalnız kişi kendisini düşünerek bencilce hareket etmeleridir. Toplumun yazılı ya da yazılı olmayan kurallarını çiğneyen; vicdani duyguları gelişmemiş insanların varlığı giderek artmakta. İçinde bulunduğumuz dönem insan olabilmenin, merhametin, vicdanın ve daha birçok kavramın tartışıldığı hatta kimi zaman anlamını yitirdiği bir dönem yaşamaktayız. Öyle bir dönem ki bu dönem merhametin sesinin duyulmayacak kadar kısılması sonucu hemen her birey gözleri kapalı, kulakları yarı işitir vaziyette dünya ile hemhal olmakta. Yüreğe dokunmuyorsa bir şeyler, sızlatmıyorsa içimizi ve dökmüyorsa gözlerden inci tanelerini eksik kalanlar sorgulanmalı. Ne şekilde yazılırsa yazılsın, ne şekilde okunursa okunsun fark etmiyor. Vicdan her dilde, her millette, her anlayışta vicdandır. Ve öyle bir kelime ki ‘insan olmayı’, belki de ‘olabilmeyi’ anlatıyor.
Merhamet, insanlarda bulunması gereken en kıymetli duygulardan birisidir. Yaratılan her şeye şefkat, merhamet ve tebessümle yaklaşabilmeli insanoğlu. Bir kişiye, yoldan geçen kediye, kaldırım kenarlarındaki çiçeklere merhamet göstermek, oldukça kıymetlidir.
“Merhametten maraz doğar ama sen yine merhamet et.”
“Merhamet acımaktır ama acıtmamak gerekir.” İşte bu sözlerin ışığında, yüreğimiz insan sevgisiyle dolup taşmalı. İşte o zaman yaşadığımız evren renklenir. Mutluluk, sevinç kol kola gezer. Demem o ki, hayatınızda vicdan barındıran bir el, içinde merhamet olan bir yürek ve gülüşünde samimiyet taşıyan insanlara yer verin. Ülkece sıkıntılarımızın sona erdiği güzel günlerde buluşmak üzere…













