Günümüzde dikkat çeken bir durum var.
İnsanlar, çoğu zaman yeterli bilgiye sahip olmadan; kulaktan dolma ve eksik ya da yüzeysel verilerle oluşmuş kanaatlerini büyük bir kararlılıkla savunuyor.
Daha da çarpıcı olan ise, bu kişilere neyi savundukları sorulduğunda yaşadıkları tereddüt.
Savunma sırasında kesin bir bilgiye dayanıyormuş gibi konuşan bireylerin, konu derinleştiğinde belirsizliğe düşmesi, ister istemez trajikomik bir tablo ortaya koyuyor.
Cümleler net, ton kararlı görünse de, içerik çoğu zaman boşluklarla dolu.
Çünkü ortada kişisel bir düşünceden ziyade, başkalarından devralınmış ve hiç sorgulanmamış kanaatler var. Böylece görüş sahibi olmak zahmetli bir süreç olmaya devam ederken, savunmak şaşırtıcı derecede kolaylaşıyor.
Ne yazık ki bu kolaylık, düşüncenin değerini de hızla düşürüyor.
Oysa eskiden bir fikri savunmak, o fikirle bir yol yürümeyi gerektirirdi; okumayı, düşünmeyi, tartışmayı… Yani savunulan her görüş, emek verilmiş bir düşünce sürecinin doğal sonucuydu.
Bugün ise tablo bambaşka. Artık insanlar bir fikri savunmak için onu araştırmak ya da üzerinde düşünmek zorunda kalmıyor; fikir üretmek yerine, başkalarının sözünü tekrar etmekle yetiniyor. Anlayacağınız herkes bir şey savunuyor ama ortada yürünmüş bir yol, okunmuş bir satır, düşünülmüş bir cümle yok.
Ve belki de en acı olan şu: İnsanlar bugün düşünmedikleri fikirler uğruna tartışıyor, anlamadıkları cümleler adına seslerini yükseltiyor.
Bu yüzden bugün en çok ihtiyacımız olan şey, daha yüksek sesler değil; daha sağlam bilgiler, daha çok sorgulama ve gerçekten emek verilmiş düşünceler.













