Son yıllarda artan insani krizler, uzun süren savaşlar ve zorunlu göç hareketleri olan mülteci akımlarını beraberinde getirmiş olup dünya genelinde de mülteci sorunu her geçen gün büyümektedir.
Hatırlarsanız Suriye göçünün ilk yıllarında Türk halkının Suriyelilere dair tutumlarının “Misafirperverlik” değerinden yola çıkarak pozitif olduğunu, ancak sığınmacıların sayısı giderek artış gösterdiğinden dolayı, bu olumlu tutumun yerini yabancı düşmanlığı güden insan topluluğu yerini aldı.
Bir röportajda “Kendi ülkemde kontrolsüz göç ve mülteci akımı yüzünden huzursuzum” diyen vatandaşa denk geldim. Hatta “Kendi memleketimde mülteci gibiyim” diyen birçok vatandaşa da denk geliyorum. İnsanların mültecilerle ilgili hisleri; merhamet- tedirginlik, şefkat-kızgınlık arasında gidip geliyor. Aslında haksızda sayılmazlar.
Mültecilerin son zamanlarda polisiye olaylarda gitgide daha çok rol almaya başladıklarını şahit oluyoruz ve kim ne derse desin bu durum geleceğimizi, güvenliğimizi sıkıntı altına alacak boyutlara ulaşabilir.
Bu durumda toplum artık merhamet duygusundan ayrılıp endişeye yöneliyor.
Hatta çoğumuzda endişeler nefrete dönüşebiliyor.
Başlangıçta mültecileri ‘mazlum-mağdur’ olarak görenler artık tehdit olarak görmeye başladı. Toplumdaki endişeler; kısmen yanlış, eksik bilgilere dayalı ve hatta tamamen temelsiz de olabilir. Detaya çok fazla girip hem sizleri hem kendimi boğmak istemiyorum…
Türkçemizde çok güzel deyimler bulunmaktadır. Bunlar arasında bu günlerde, farklı nedenlerle sık sık kullanmış olduğumuz “Bardağın dolu tarafını görmek” deyimi neredeyse dilimizden hiç eksik olmuyor. Deyim olumlu düşünerek, olumlu tarafından bakarak huzuru yakalamak; olaylar kötü olsa bile onlardan iyi sonuçlar çıkarmaya çalışmak olarak karşılık buluyor.
Ve bizlerde tıpkı deyimde bahsedilmek istenildiği gibi olaylara olumlu tarafından bakmaya çalışıyoruz.













