Deprem gibi ani ve beklenmeyen olay ve durumlar sonrası ortaya çıkan sarsıntı ve stres bozukluğunun kişinin yaşam kalitesini etkileyeceğini belirten uzmanlar, profesyonel desteğin önemine işaret ediyor.
Bugünlerde çoğumuz aynı anda benzer duyguları tecrübe ediyoruz. Korku, endişe, öfke, yas…
Ara ara duygusallaşıp günlük hayatımıza odaklanmakta güçlük çekiyoruz, hatta bazen olan biteni unutup günlük yaşamın getirdiği davranış ve tepkilerde bulunuyoruz. Bu aşamada hepsi normal.
Bu ülkenin her döneminde neredeyse çok büyük acılar yaşanıyor. Bu acılarla hayatta kalmaya, acılarla büyümeye ve güzel bir gelecek kurmaya çalışıyor insanlar.
Depremi yaşayanlar, enkaz altında günlerce kalanlar, uzaktan izleyenler tüm ülke olarak psikolojimiz kötü. Herkes yüksek kaygı içerisinde, uykular yarım yamalak, en ufak seste bile irkilenler her an tetik halindeler. Acımız oldukça derin, yaramız hâlâ taze.
Türkiye’de 1999 depremi sonrasında yapılan bir araştırmaya göre depremden sağ çıkanların %17’si intihar etme düşüncelerine sahip olduklarını bildirmişler. 2017 yılında 7,1 büyüklüğündeki Meksika depremi sonrasında bir kadın, hiç acıkmadığını ve kendini kargaşa içinde hissettiğini açıklamıştır. Ve son zamanların gündemi olan Kahramanmaraş’ta yaşanılan deprem sonrası, depremden kurtulan bir vatandaş “Unutamıyorum, yaşayamıyorum, konuşamıyorum.” Demiş. O kadar güzel özetlemiş ki… Yani bir kalbe bu kadar acı sığar mı? Bilemiyorum atlatılması da çok kolay gibi gözükmüyor.
İnançlarımız gibi etkenlere bağlı olan etkilenme seviyelerimizde değişiklik göstermekte.
Tek temennimiz kişinin ruh sağlığını ve yaşamsal işlevlerini koruyup eğitim ve bilimin izinden var gücüyle ilerlemek.













