Türkiye gündemi ile ilgili yaşananların adını doğru koyalım: adeta bir ahlaki ve toplumsal depremle sarsılıyoruz, haberiniz var mı bundan... Bu ülkede, aylardır sabah erken saatlerde jandarma ekiplerinin kapıları çaldığı ünlü isimler ve daha niceleri – uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alındı-alınıyor… Evlerde yapılan aramalarda uyuşturucu maddeye rastlanıyor, kan, saç teli örnekleri de bunu destekliyor, vesaire…
Bu operasyonlar, Ekim ayından beri dalga dalga genişleyen bir soruşturmanın parçası: Şarkıcılardan oyunculara, sosyal medya fenomenlerinden medya mensuplarına kadar uzanan bir ağ. Aralarında ünlü şarkıcılar, gazeteciler, spikerler gibi tanınmış isimler uyuşturucu kullanımıyla suçlanıyor. Bazıları serbest bırakıldı, bazıları tutuklandı; ama ortaya çıkan tablo korkutucu: VIP partilerde kokain, grup seks iddiaları, fuhuşa aracılık suçlamaları... Bu skandallar, sadece magazin dünyasının değil, toplumun genel çürümesinin bir yansıması. Sosyal medyada anında linç kampanyaları başlıyor: Bir yandan ahlak bekçileri, ünlüleri yerden yere vuruyor, öte yandan aynı platformlarda yolsuzluk haberleri sansürleniyor, muhalif sesler susturuluyor. Yolsuzluklar mı? Onlar da eksik değil. Belediye ihalelerinden kara para aklamaya, organize suç çetelerinden siyasi bağlantılara kadar uzanan dosyalar raflarda bekliyor veya yarım yamalak kapanıyor. Peki, Türkiye nereye gidiyor? Bu soru, yıllardır soruluyor ama bugün daha acı bir şekilde yankılanıyor. Bir yanda gençlerin umutsuzluğu, emeklilerin geçim derdi, enflasyonun ezip geçtiği orta sınıf... Öte yanda, elitlerin lüks içinde uyuşturucu ve ahlaksızlık bataklığında debelenmesi. Toplumun rol modelleri sanatçılar, fenomenler, gazeteciler – şimdi soruşturma dosyalarında isimleri geçiyor. Bu, sadece bireysel suçlar değil; sistematik bir çöküşün apaçık belirtileri bunlar.
Ahlak yoksunluğu dediğimiz şey, işte bu ikiyüzlülükte gizli. Bir tarafta ‘aile yılı’ ilan edip muhafazakâr değerleri savunanlar, öte tarafta yalılarda düzenlenen partilerin detayları ortaya dökülüyor. Linç kültürü ise zehir gibi yayılıyor: Sosyal medya, adeta bir infaz meydanı haline geldi. Kimse delil beklemiyor, suçlama yetiyor. Bu ortamda adalet nasıl işleyecek? Yolsuzluklar görmezden gelinirken, uyuşturucu operasyonları temizlik adına mı yapılıyor, yoksa siyasi hesaplaşma aracı mı? Türkiye, tarih boyunca zor dönemlerden geçti ama bu seferki sahiden çok farklı. Toplumsal doku, erozyona uğruyor. Eğitimde, ekonomide, kültürde geriye gidiş var. Gençler yurt dışına kaçıyor, kalanlar umutsuz. Eğer bu skandallar bir uyanışa vesile olmazsa – gerçek bir hesaplaşmaya, şeffaflığa, adalete – o zaman nereye gittiğimiz belli: Daha derin bir karanlığa. Fakat unutmayalım, umut her zaman var. Bu olaylar, belki de bir dönüm noktası olur. Toplum olarak yüzleşmeliyiz: Hem elitlerin ayrıcalıklarıyla, hem kendi ikiyüzlülüğümüzle. Yoksa bu gidişat bizi daha fazla linçle, daha fazla skandalla, daha fazla çürüme ile karşı karşıya bırakacak. Türkiye, lütfen dur ve düşün: Nereye gidiyoruz, nereye?













