Bugün Gazete Kayseri’de manşet haber…
Şehirde yılların müteahhidi Uğur Özbek, yanı başındaki komşusu tarafından villa alım-satımı sırasında tam 20 milyon lira dolandırılmış.
Adamcağız, “Komşumdur deyip güvenmiş, karşılığı ağır ihanet olmuş. Haberin detayı önemli değil aslında; önemli olan o cümle: Komşusu tarafından dolandırıldı…
Bu topraklarda “komşu” kelimesi kutsaldır. Kapı komşun aç ise senin de sofran eksik sayılır.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır sözü de mıh gibi kazınmıştır beynimizin bir köşesine...
Komşuluk, aileden sonra gelen en sağlam bağdır bizim kültürümüzde. İşte tam da bu yüzden, komşunun komşuyu dolandırması yürek yakar.
Hırsızlık yapana ‘hırsız’ der geçersin, ama komşuya ‘dolandırıcı’ yaftasını yükleyemezsin. diyemezsin; zira dilin varmaz, yüreğin kabul etmez.
Pek âlâ bu neyin adı? Buna ‘güveni suistimal’ derler resmiyette. Hukuk dilinde ise nitelikli dolandırıcılık.
Lakin halk arasında daha eski, daha ağır bir isim var bunun: Komşu ihaneti.
Çünkü burada çalınan para değil sadece; çalınan, bir ömür boyu biriktirdiğin insana güven duygusudur.
Adam artık kapısını çalan her komşuya şüpheyle bakacak.
Çay içmeye gelen teyzeye “Acaba benden ne isteyecek?” diye düşünecek.
Çocuklarına “Komşuya fazla yüz verme” diye öğüt verecek. Bir dolandırıcılık, sadece 20 milyonu değil, bir mahallenin, belki bir sokağın tüm güven bağlarını lime lime etmiş oluyor. Kayseri’de oldu bu olay, ama her yerde oluyor.
Ankara’da apartman yöneticisi sitedekilerin aidatlarını toplayıp kaçıyor. İstanbul’da çocukluk arkadaşı, arkadaşının birikimini “yatırım” diye alıp buharlaşıyor. İzmir’de baldız enişteyi, Adana’da dayı yeğeni…
Liste uzar gider. Eskiden “El kapısı” tehlikeliydi, şimdi en tehlikeli kapı, bitişiğindeki kapı ha, haberiniz olsun… Bu düzenin adı ne?
Olsa olsa “mahallelinin mahalleliyi yediği zamane şeyleri diyorum ben... “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisinin ters yüz olduğu bir düzen işte.
Herkes birbirinin boğazına sarılmış ama sarılırken “Abi nasılsın?” diye de hal hatır soruyor aynı anda.
Bu işin sonu yok farkında mısınız? Çünkü güven bir kere kırıldı mı, yapıştırıcısı bulmak mümkün değil.
Günün koşullarında artık kimse kimseye inanmayacak. Çocuklarımız da inanmayacak. Torunlarımız da…
Bir dolandırıcı, tek kurşunla bir neslin insanlığa inancını vuruyor ama sıcağı sıcağına kimse anlamıyor.
Belki de işin en acı tarafı şu: O dolandırıcı komşu da muhtemelen bir başka komşusuna “Abi çok güvenilir adam” diye bu müteahhidi önermişti zamanında. Aynı ağız, aynı gülümseme, aynı çay bardağı…
Komşuluk öldü mü Allah aşkına? Hayır, ölmedi. Ama ağır yaralı. Her böyle haberle biraz daha kan kaybediyor. Tek çare var: Komşu komşuya yine komşu olmalı.
Parayı değil, insanı öncelemeli. Yoksa bu memleket, bir gün herkesin birbirine “komşu” deyip sırtından bıçakladığı bir açık hava tımarhanesine dönecek.
Burada asıl kaybedilen para değil, inançtır ve bu toplumun felaketle yüzleşmesinin bizatihi kendisidir…
Bugün 3 Aralık 2025, bir yerlerde bir komşu yine bir komşuya çay ikram ederken…
Amma velakin bu sefer çay bardağının yanında bir de sözleşme var masada mesela.
Malum, imza atılmadan çay da içilmiyor artık. Vah zavallı komşuluk, vah bizim güzelim Anadolu…












