Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz ahtekârlar dünyası…-Varlar ve aramızdalar.
Siyasette.
Sporda.
Yolda.
Sağda.
Solda.
Hâsılı, hayatın her alanında resmi geçit yapıyorlar.
Zaten sayıca çoktular; şimdilerde daha bi çoklar…
***
Türk Dil Kurumu’nda (TDK) bunların tam karşılığı; sahte işler yapan, düzmeci, sahteci, yezit olarak geçiyor.
Her çağın kendi sahtekârlarını-yezitlerini yarattığını iyi biliyoruz. Bundan bilmem kaç yıl evvel dolandırıcılar sokak köşesindeydi, bugün koltukları parsellemiş ve artık kravatlı versiyonlarına rastlamak mümkün. Görünen o ki, toplumun nabzını tutanlar değil, nabza göre şerbet verenler vizyonda ve geçer akçe. Gerçeklik mi, o artık çoktaaan attaya gitti .
Farkından mısınız, bilemiyorum ama bu ülkede güven en pahalı para birimi haline geldi. Dün küfür kâfir kızılca kıyametle ayaklar altına değerleri-kişileri-kurumları bugün ayakta alkışlar duruma geldiysek, hepimiz adına elbette sorgulamamız gereken vaziyetler var demektir.
Maskeden ibaret retorik üzerinden evvelce tükürdüğünü, şimdilerde sırnaşık edayla kutsayanlar-yalayanlar ve bu duruma medya eliyle yön verenlerin sahtekârlığı, döngüsel bir başarı hikâyesi olarak karşımıza çıkarılmaya çalışılıyor ne yazık ki!
Bakın şimdi… Gerçek ne zaman kıymetini yitirirse, sahtekârlık-madrabazlık da toplumda normal gibi kabul edilir. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi.
E o zaman, yaşadığımız dönemin içinde bizler, hepimiz de az suçlu değiliz sanırım; görmemize, bilmemize rağmen sessiz kaldığımız için.
Sahtekârlığın her türevine karşı tavır geliştirmediğimiz ve hayatın her alanında reddetmediğimiz müddetçe, hakkımızla birlikte kişiliğimizi, kimliğimizi de kaybetmeye mahkûmuz; vesselam.













