Doğduğun, büyüdüğün ev bir insanın geleceğini nasıl etkiler, psikogenetik buna ne der benim konum değil elbette ama karşımızda kocaman bir gerçek duruyor…
İzmir Balçova’da Salih İşgören Polis Merkezi’ne silahlı saldırıyı düzenleyen 16 yaşındaki şuursuz devlet düşmanı, deyim yerindeyse armut dibine düşer misali davranmış. Bunu anlamak için babasının sosyal medya paylaşımlarına bakmak dahi yeterli.
Çocuğunun silahla-külahla büyüten, bulduğu her fırsatta Cumhiriyet’e ve değerlerine küfreden bir aile ortamından gelen 16 yaşındaki lise öğrencisi, nihayetinde ülkesine, devletine, milletine silah doğrultabilecek hale geliyor. Vurulunca da tekbir getiriyor…
Psikiyatrlar, elbette bu melun kişilik için aile etkisini çok daha makul anlatım tarzıyla ortaya koyabilirler. Ancak, çocuk yaşta zehri zerk ettiğiniz bu tip modeller, toplumun başına her daim bela olmuşturlar… İşte mesele de tam olarak burada başlıyor… Aile ve okulda aldığınız eğitim, size verilenler geleceğinizin şekillenmesinin en önemli faktörü olarak karşımıza çıkıyor, önümüze geliyor. O sebeple, canımızı yakan, hepimizi derinden sarsan iki şehit verdiğimiz bu olayın istihbari yönden enine boyuna değerlendirileceğini zaten hepimiz biliyoruz, en küçük kuşku bile duymuyoruz… Ezmettirenler var mıydı, kim ya da kimlerle irtibattaydı bu melun kişilik… Bunlar tek tek gündeme gelecek. Lakin hassasiyetle üzerinde durulması gereken büyük önem arz eden bir konu var…
Bakın şimdi, her dönemde sayıları değişse de, bu ülkede sadece iki bakanlığın önünde ‘Milli’ olgusu var; biri savunma, diğeri eğitim…
İşte tam anlamıyla şimdi durup düşünelim: Eğitim sistemimiz sahiden yetirince milli mi, öğrenciler o şuurla mı eğitiliyor? Bakın burası gerçekten çok önemli… İlkokuldan başlayarak milli bilinç ile yetişen nesillerden bahsetmek mümkün mü?
Ne yazık ki bu soruların cevabını arıyoruz ama yok, yoklar…
Farkında mıyız, siyasi kısır çekişmelerin içinde bir nesil yok oluyor, gelecek nesilleri de şimdiden kaybediyoruz sanki…
Yaşadığı toprakların 30 kupona alındığı hissiyle hareket eden, neye mensup olursa olsun radikal örgütlerin insafına terk edilen bir vaziyete olanı biteni sadece izlemeye eşlik ettiğimiz günlerden geçiyoruz. Hep usulü tartışıyoruz da, esasa dair kimse ‘gık’ demiyor…
Bu ülkede yaşayan kim varsa, Türkiye Cumhuriyeti’ne aidiyetini sağlam temeller üzerine oturtmadığımız müddetçe, acı bu toplumun bir parçası olmaya devam eder. Palyatif saçmalıkları bir kenara bırakıp, gerçekle yüzleşmeliyiz, tek çözüm bu.













