Takvimin son yaprağına geldik.
Aralık, sadece bir ay değil; koca bir yılın muhasebesini sessizce önümüze koyan bir ayna aslında.
Bir yandan şehirlerin üstüne çöken soğuk, diğer yandan vitrinlerde parlayan ışıklar…
İnsanın hem içine dönmesini hem de dışarıdaki telaşı daha çok hissetmesini sağlayan tuhaf bir iklimi var bu ayın.
Aralık, bitişlerle başlangıçları aynı potada eriten bir zaman dilimi.
Geride bıraktığımız 11 ayı hatırlarken bazen “Ne çabuk geçti?” diye hayıflanıyoruz, bazen de “Sanki yıllar olmuş gibi…” diyerek her şeyin ağırlığını yeniden üzerimizde hissediyoruz.
Yılın ilk günlerinde aldığımız kararlar, yaz aylarına sığmaya çalışan umutlarımız, sonbaharın rüzgârıyla savrulan planlarımız…
Hepsi Aralık’ta önümüze birer fotoğraf gibi düşüyor.
Bu ayın güzelliği, insanı zorla yavaşlatmasında gizli.
Soğuyan hava, boşalan sokaklar, erken çöken akşam…
Hepsi bize bir davetiye: “Biraz dur, düşün, toparlan.”
Aralık, iç sesimizi duymak için yılın en uygun zamanı belki de.
Ama Aralık aynı zamanda bir bitiş değil, kıyısında yeni bir başlangıcın durduğu eşik.
Yeni yılın umutları, tazelenen dilekler, yapılacaklar listesine eklenen yeni maddeler…
Sanki evren, her Aralık’ta bize “Baştan başlama hakkın var” diye hatırlatıyor.
Bu yüzden Aralık, hüzünle umut arasında gidip gelen en insan ayıdır.
Hem yerleşik hem gezgin, hem yorgun hem umutlu…
Yılın tüm duygularını kendi içinde taşıyan bir mozaik.
Şimdi yapılacak tek şey, acele etmeden bu ayın ritmine uymak.
Bir fincan sıcak çay eşliğinde kendimizi yeniden toplamak.
Beklentilerimizi sadeleştirmek, umutlarımızı büyütmek, kırgınlıklarımızı hafifletmek…
Yılın son sayfasını güzel kapatmak bizim elimizde.
Aralık’ı iyi yaşamak, yeni yıla iyi bir “merhaba”nın ilk adımıdır.












