14-20 Nisan…
Takvim yapraklarında sıradan bir hafta gibi görünse de, aslında bu toprakların en derin hikâyelerini içinde barındırır:
Şehitler Haftası.
Bu hafta, sadece bir anma değil; bir hatırlayış, bir yüzleşme ve bir vefa duruşudur.
Çünkü bizler, bugün özgürce nefes alabiliyorsak, bunu birilerinin gözünü kırpmadan verdiği en büyük bedellere borçluyuz.
Onlar ki, hayallerini yarım bırakarak bir milletin yarınlarını tamamladılar.
Şehitlik kavramı, bizim kültürümüzde sıradan bir kayıp değildir.
O, kutsal bir emanetin adıdır.
Bir annenin yüreğine düşen ateş, bir babanın sessiz gururu, bir eşin yarım kalan hikâyesi, bir çocuğun büyüyemeyen hatırasıdır şehitlik…
Ama aynı zamanda bir milletin dimdik ayakta kalma iradesidir.
Bugün bizlere düşen, sadece yılda bir hafta hatırlamak değil; her gün bu fedakârlığın farkında olarak yaşamaktır.
Şehitlerimizin bıraktığı miras; birlik, beraberlik ve vatan sevgisidir.
Onların uğruna can verdiği değerleri yaşatmak, en büyük vefa borcumuzdur.
Ne yazık ki zaman zaman unutkanlık hastalığına yakalanıyoruz.
Günlük telaşlar, kişisel kaygılar, küçük hesaplar arasında büyük bedelleri göz ardı edebiliyoruz.
Oysa bu topraklar, her karışında bir hatıra, her köşesinde bir fedakârlık barındırıyor.
Şehitler Haftası, bize şunu hatırlatmalı:
Bu ülke kolay kazanılmadı ve kolay da korunmuyor.
Her birimizin sorumluluğu, bu emanete sahip çıkmaktır.
Daha adil, daha güçlü, daha birlik içinde bir toplum olmak; şehitlerimize verebileceğimiz en anlamlı cevaptır.
Onları unutmadık, unutmayacağız.
İsimleri belki taşlarda yazılı, ama asıl yerleri milletin kalbidir.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun…













