Sabah trafiğine karıştığınız anda bir başka ülkeye giriyorsunuz:
“Korna Cumhuriyeti”.
Bu ülkenin milli marşı zaten korna sesi, milli sporu ise sinyalsiz şerit değiştirmek.
Her sabah işe gitmek değil, adeta sinir testi yapıyoruz.
Sağdan soldan çıkan toplu taşıma araçları, araya dalan motosikletler, kırmızı ışıkta geçen kahraman sürücüler…
Hepsi aynı hikâyenin farklı bölümleri.
Şehirler büyüdükçe yollar daralıyor, sabır azalıyor, korna sesi artıyor.
En ironik tarafı şu:
Herkes trafikten şikâyetçi ama kimse kendisinin bir parçası olduğunu kabul etmiyor.
Hızla geçen sürücü “işim aceleydi” diyor, yaya geçidinde duran “nasıl olsa kimse geçmiyor” diyor.
Hep bir bahane, hiç öz eleştiri yok.
Trafik kültürümüz adeta ben-merkezci yaşamın aynası.
Herkesin yolu kendinde ait, herkesin önceliği kendine özel.
Toplumda saygı azaldıkça trafikte korna çoğalıyor.
Ama çözüm aslında basit:
Yeni yollar değil, yeni bir bilinç lazım.
İlkokuldan itibaren trafik eğitimi zorunlu ve ciddi olmalı.
Ehliyet kursları sadece “soru ezberleme merkezi” değil, davranış değişimi yeri olmalı.
Denetimler artmalı ama en önemlisi, insanlar birbirine empatiyle yaklaşmayı öğrenmeli.
Bir gün şu şehirde korna çalmak yerine, bir sürücünün yayaya yol verdiğini görünce tebessüm edebilirsek…
İşte o gün “Korna Cumhuriyeti” yıkılır, Medeniyet Cumhuriyeti kurulur.












