Takvimler Aralık ayını gösterdiğinde toplumun büyük bir kısmı aynı cümleyi kurar:
“Yeni yılda yaparım.”
Kimi diyete başlayacaktır, kimi borcunu kapatacak, kimi hayalini kurduğu işi kuracaktır.
Umut vardır ama adresi bellidir: gelecek yıl.
Oysa “yeni yıl” dediğimiz şey, yalnızca takvim yapraklarının değişmesidir.
Hayatlar, bir gecede sıfırlanmaz.
Fakat biz, sorumluluklarımızı ve cesaretimizi 31 Aralık gecesine kadar askıya almayı tercih ederiz.
Bu alışkanlık, çoğu zaman tembellikten değil; yorgunluktan, kırgınlıktan ve hayal kırıklığından beslenir.
Zor geçen bir yılın ardından insanlar kendilerine küçük bir mola vermek ister.
“Bu yıl zaten çok zor geçti” cümlesi, ertelemenin en makul gerekçesidir.
Ama bu mola, fark edilmeden bir alışkanlığa dönüşür.
Yeni yıla yüklediğimiz anlam, gerçekte kendimize yüklemekten kaçındığımız sorumlulukların yansımasıdır.
Çünkü değişim, tarih değiştirmekle değil, karar almakla başlar.
Takvim değişir ama biz değişmezsek, ertelenen umutlar yalnızca yaşlanır.
Her yıl başında verilen kararların büyük çoğunluğunun birkaç hafta içinde unutulması da tesadüf değildir.
Çünkü mesele “ne zaman” değil, “neden” yapamadığımızdır.
Cesaret eksikliği, korkular, ekonomik kaygılar ve toplumsal baskılar, umudu sürekli ileri bir tarihe iter.
Belki de sormamız gereken soru şudur:
Neden umutlarımız için hep daha sonra diyoruz?
Aralık ayı, yılın muhasebesidir.
Kazanılanlar kadar ertelenenlerin de defteri tutulmalıdır.
Çünkü ertelenen her umut, bir sonraki yıla daha ağır bir yük olarak devredilir.
Yeni yıl, mucize getirmez.
Ama farkındalık getirebilir.
Küçük bir adım, büyük bir takvim vaadinden daha kıymetlidir.
Bugün atılmayan adım, yarın da atılmayabilir.
Belki de en gerçekçi yeni yıl kararı şudur:
Umudu takvime değil, bugüne bağlamak.













