Kasım ayı bitiyor…
Takvim yaprakları inceliyor, günler kısalıyor, hava soğuyor ama insanın içindeki muhasebe ısınmaya başlıyor.
Yılın son virajı her zaman biraz telaşlıdır; çünkü insan, biten aylarla birlikte kendine dönüp bakmayı hatırlar.
“Ne yaptım, neyi erteledim, neyi başardım, neleri kaçırdım?” soruları kendiliğinden gelir.
Kasım, doğası gereği biraz içe kapanık bir aydır.
Dışarıda gri bir gökyüzü, sokaklarda rüzgârın savurduğu yapraklar…
Fakat bu gri ton, çoğu zaman insanı daha net görmeye zorlar.
Aceleyle geçirilen ayların, koştura koştura yapılan planların, ertelenen niyetlerin ortasında bir durak gibidir Kasım.
Bir nefes.
Ekonomisiyle, siyasetiyle, gündelik telaşıyla bu yıl da Kasım bizi boş bırakmadı.
Fakat tüm bu gürültünün arasında küçük mutluluklar da vardı:
Evde içilen sıcak bir çay, uzun süredir aranmayan bir dostla kurulan bir cümle, sakin bir akşam yürüyüşü…
Hayat hep aynı yerden değil, küçük ayrıntılardan da anlatır kendini.
Aralık kapıda.
Yılbaşı ışıkları, yeni yıl beklentileri, yapılacak son hazırlıklar…
Ancak insan biliyor ki, yeni yılın bir “yenilik” getirmesi için önce kendi içindeki ağırlıkları hafifletmesi gerek.
Kasım tam da bunun için var sanki.
Bir toparlanma, bir sadeleşme, bir hazırlık ayı.
Kasım ayı biterken belki de en doğru cümle şu:
"Geçen zamana teşekkür etmek, gelecek zamana yer açmaktır."
Kendimizi, hedeflerimizi, yılın bize bıraktıklarını kısaca yoklayıp Aralık’a öyle geçelim.
Çünkü bazen yolculuğun yönünü değiştiren şey, koca bir yıl değil, bir ayın sonundaki bir fark ediş olur.













