Takvim yaprakları bir kez daha Ekim’e döndü.
Sonbaharın tam ortası…
Yaprakların birer birer dallardan süzülüşünü izlediğimiz, sabah serinliğinin artık kazaklarla karşılandığı, akşamların usul usul kısaldığı bir aydayız.
Ekim, aslında yılın en derin nefes aldıran aylarından biri.
Eylül’ün telaşı, yazdan kalan alışkanlıkların bitişiyle son bulur.
Ekim ise sanki bize “artık kabullen” der; sonbaharı, değişimi, olgunlaşmayı…
Toprak, kışa hazırlanırken bereketin son ürünlerini sunar.
Pazarlarda Ekim’in bolluğunu görürsünüz; narın kırmızısı, elmanın kokusu, üzümün tatlılığı…
Hepsi bu ayın imzasıdır.
Ekim, aynı zamanda tarihte de özel bir ay.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, milletimizin bağımsızlık yolunda attığı en büyük adımın yıldönümü.
Bu nedenle Ekim, sadece mevsimin değil, tarihin de en güçlü renklerinden birine sahip. Cumhuriyet coşkusu, sararan yaprakların arasında bile ayrı bir canlılık katıyor.
Belki biraz hüzün, biraz dinginlik, biraz da umut…
İşte Ekim tam da böyle bir ay.
Bize geçmişi hatırlatırken geleceğe de hazırlayan bir köprü.
Kısalan günlerin ardında içimizi ısıtan hatıralar biriktirme zamanı.
Ekim, insana şunu fısıldar:
“Hayatın döngüsüne ayak uydur, değişimden korkma, her son yeni bir başlangıca kapı aralar.”
Ve belki de bu yüzden Ekim, bize şunu hatırlatır:
Her düşen yaprak, aslında yeni bir filizin habercisidir.














