14 Şubat…
Takvim yaprakları arasında bir gün, vitrinlerde kırmızı kalpler, sosyal medyada çiçekler ve hediyelerle dolu bir tarih.
Kimi için romantizmin zirvesi, kimi içinse ticari bir gösteriden ibaret.
Ama aslında Sevgililer Günü, sadece sevgililerin değil, sevginin kendisinin konuşulması gereken bir gün.
Modern hayatın hızında, duygular çoğu zaman ikinci plana itiliyor.
Mesajlar kısa, zamanlar dar, ilişkiler aceleci.
14 Şubat ise bu koşturmacanın içinde bir durak.
“Seni seviyorum” demek için bir bahane, duyguları hatırlamak için bir işaret fişeği.
Elbette sevgi tek bir güne sığdırılamaz.
Sevgi; sabırdır, emektir, paylaşmaktır.
Bir mesajdan, bir çiçekten, pahalı hediyelerden çok daha fazlasıdır.
Ama semboller de önemlidir.
İnsan bazen duygularını somutlaştırmak ister.
Bir gül, bir not, bir bakış…
Bunlar da sevginin dili.
Belki de 14 Şubat’ı eleştirmek yerine, onu anlamlandırmak gerekir.
Sevgiyi hatırlamak, hatırlatmak ve çoğaltmak için bir fırsat olarak görmek.
Çünkü toplumun en büyük ihtiyacı, daha çok teknoloji değil; daha çok sevgi, anlayış ve empati.
Bu yüzden 14 Şubat, sadece sevgililerin değil, sevginin bayramı olsun.
Takvimde bir gün değil, hayatın her anına yayılan bir duygu olarak kalıcı olsun.













