Her yıl olduğu gibi bu yıl da saatler 09.05’i gösterdiğinde ülkece durduk.
Sirenler çaldı, bayraklar yarıya indi, gözler doldu…
Ama 10 Kasım, yalnızca Atatürk’ü anma günü değildir; aynı zamanda bir “kendimize dönüp bakma” günüdür.
10 Kasım’ın ardından bize düşen en önemli görev, o bir dakikalık saygı duruşunun ötesine geçebilmektir.
Çünkü Atatürk’ü anlamak, sadece onu anmakla değil; düşüncelerini bugüne taşımakla mümkündür.
“En büyük eserim” dediği Cumhuriyet, hâlâ bizden ilgi, emek ve bilinç bekliyor.
Bugün hâlâ bir arada, özgürce nefes alabiliyorsak; düşüncelerimizi korkmadan ifade edebiliyorsak, bunu o büyük vizyona borçluyuz.
Ama unutmamalıyız ki Cumhuriyet, sadece geçmişte kazanılmış bir zafer değil, her gün yeniden korunması gereken bir değerdir.
10 Kasım’ın ardından bizlere düşen, onun “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller hayalini yaşatmak.
Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını ezber cümleler olmaktan çıkarıp yaşam biçimine dönüştürmek…
Çünkü Atatürk’ü sevmek yetmez; onu anlamak, onun gösterdiği yolda yürümek gerekir.
Belki artık takvimdeki bir gün bitti ama sorumluluğumuz bitmedi.
Her gün biraz daha fazla çalışarak, sorgulayarak, üreterek, birlik içinde olarak; onun bıraktığı emaneti geleceğe taşımak hepimizin görevi.
10 Kasım’ın ardından, bu ülkenin her köşesinde aynı soruyu sormalıyız:
“Atatürk yaşasaydı, bugün neyi daha iyi yapmamızı isterdi?”












