Ramazan ayı denildiğinde akla ilk gelen sahnelerden biri, gecenin sessizliğini bölen davul sesidir.
Sahur vaktine doğru sokaklardan yükselen o tok ses, sadece uykudan uyandırmaz; aynı zamanda bir geleneği, bir kültürü, bir hafızayı da diri tutar.
Ramazan davulcusu, modern hayatın gürültüsü içinde belki de en nostaljik figürlerden biridir.
Eskiden her mahallede herkesin tanıdığı, çocukların peşinden koştuğu, büyüklerin kapıya çıkıp bahşiş verdiği bir kültür taşıyıcısıydı.
Bugün apartmanların kapalı kapıları ardında yaşasak da, davulun sesi hâlâ bizi geçmişle buluşturur.
Teknoloji çağında alarm kurmak kolay; sahur için telefonun alarmı yetiyor.
Ama davulun yerini bir alarm sesi tutar mı?
O ses, sadece bir uyarı değil;
Ramazan’ın ruhunu, paylaşmayı, mahalle kültürünü hatırlatan bir çağrıdır.
Davulcunun söylediği maniler, sokaklarda yankılanan ezgiler, Ramazan’ın sıcaklığını kalplere taşır.
Elbette zaman değişti, şehirler büyüdü, yaşam hızlandı.
Ama Ramazan davulcusu hâlâ bu toprakların yaşayan hafızasıdır.
O davul sesi, geçmişten bugüne uzanan bir köprüdür; bizi çocukluğumuza, eski mahallelerimize, komşuluk ilişkilerine götürür.
Belki de bu yüzden, Ramazan davulcusunun sesi sustuğunda Ramazan eksik kalır.
Çünkü Ramazan, sadece oruç tutmak değil; aynı zamanda kültürü, geleneği ve ortak hafızayı yaşatmaktır.













