Günümüz çocukları, önceki nesillerden çok daha farklı bir dünyada büyüyor.
Sokakta geçirilen zamanın yerini ekranlar alırken, oyunlar da masum eğlenceden giderek uzaklaşıyor.
Özellikle şiddet içerikli oyunlar, çocukların zihinsel ve duygusal gelişimi üzerinde ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Bir çocuğun dünyası, gördükleriyle şekillenir.
Sürekli çatışma, vurma, yok etme üzerine kurulu oyunlar; zamanla bu davranışları sıradanlaştırabilir.
Çocuk, oyunda kazandığı “başarıyı” gerçek hayatta da aynı yöntemlerle elde edebileceğini düşünebilir.
Empati duygusu zayıflayabilir, öfke kontrolü zorlaşabilir.
Elbette her çocuk aynı şekilde etkilenmez.
Ancak gelişim çağındaki bir bireyin, şiddeti ödüllendiren bir içerikle uzun süre temas etmesi risk oluşturur.
Bu noktada en büyük sorumluluk ailelere düşüyor.
“Oynuyor işte” diyerek geçiştirmek yerine, çocukların ne oynadığını bilmek ve sınır koymak gerekiyor.
Unutulmamalı ki oyun, çocuğun dünyayı tanıma biçimidir.
Eğer bu dünya şiddetle doluysa, çocuğun iç dünyası da bundan nasibini alır.
Daha üretken, daha eğitici ve daha barışçıl alternatifler varken, çocukları bu içeriklere teslim etmek geleceğe yapılacak en büyük haksızlıklardan biridir.
Kısacası mesele yalnızca bir oyun değil; bir neslin nasıl şekilleneceği meselesidir.
Ekranların değil, bilinçli tercihlerin belirlediği bir çocukluk ise hepimizin sorumluluğudur.













