Bir toplumun vakarını, karakterini ve asaletini ölçen en temel değerlerden biri şehidine gösterdiği saygıdır.
Çünkü şehit; sadece bir evladın, bir babanın, bir kardeşin kaybı değildir.
Şehit, bir milletin geleceği uğruna gövdesini siper etmiş iradenin adıdır.
Toprak ise onların adıyla vatan olmuştur.
Bugün hangi şehirde bir bayrak göğe yükseliyorsa, altında mutlaka bir şehidin duası, bir annenin sabrı, bir neslin borcu vardır.
Bu yüzden şehide saygı yalnızca cenaze törenlerinde edilen birkaç cümle, birkaç protokol hareketi değildir.
Saygı; bir milletin ortak hafızasında, ortak vicdanında korunması gereken kutsal bir emanettir.
Ne yazık ki zaman zaman yaşadığımız olaylar, bu değerin giderek törpülendiğini gösteriyor.
Kayıplarımızın ardından birkaç gün süren duygusallık, sonrasında hızla dağılan bir toplumsal dikkatsizlik…
Oysa şehide saygı, “bir anlık hassasiyet” değil, sürekliliği olan bir duruş olmalıdır.
Onların bize bıraktığı en büyük miras budur:
Aynı bayrağın altında bir ve diri olabilmek.
Şehit ailelerini yalnız bırakmamak, onların acısını sahiplenmek, hatıralarına gölge düşürmemek hepimizin görevi.
Siyasi tartışmaları, günlük polemikleri, kişisel hırsları bir kenara koyup; söz konusu vatan olunca tek yürek olmayı yeniden hatırlamak zorundayız.
Çünkü şehitler, bu milletin kırılmayan ortak paydasıdır.
Bugün bir şehidin ardından eğilen her baş, aslında geleceğe karşı verilen bir söz demektir: “Emanetin emanetimizdir.”
Ve bu söz, ancak unutmamakla; unutturmamakla; değerini korumakla anlam kazanır.
Şehitlere saygı, bir milletin kendine saygısıdır.
Bu bilinç yerle bir olursa, geriye ne bayrak kalır ne birlik…
Ama yüreklerde yaşarsa, bu ülke hiçbir fırtınaya, hiçbir karanlığa yenilmez.
Ruhları şad olsun.













