Takvim yapraklarında en çabuk geçen aydır Şubat.
Dört haftaya sığmış, aceleyle yaşanıp biten bir zaman dilimi gibi görünür.
Ama nedense en ağır duygular, en derin düşünceler de bu kısa aya denk gelir.
Kışın en sert yüzünü gösterdiği, soğuğun sadece sokaklarda değil, insanın içine de işlediği zamandır Şubat.
Yeni yılın heyecanı geride kalmış, baharın umudu ise henüz uzaktadır.
Tam da bu yüzden Şubat bir bekleme ayıdır.
Sabır ister.
“Biraz daha dayan” der insana.
Kimi zaman zam haberleriyle, kimi zaman faturalarla kapıyı çalar.
Sokaklar gri, günler kısa, yüzler biraz daha asıktır.
Ama Şubat sadece zorluk demek değildir.
Aynı zamanda arınma ayıdır.
Fazlalıkları geride bırakma, yeni başlangıçlara hazırlanma zamanıdır.
Kışın ortasında yapılan küçük iyilikler, içilen sıcak bir çayın kıymeti en çok bu ayda anlaşılır.
İnsan, azla yetinmeyi, küçüğün değerini Şubat’ta öğrenir.
Belki de bu yüzden Şubat, kısa olmasına rağmen iz bırakır.
Biten her Şubat, “bir kışı daha atlattık” dedirtir.
Baharın kapıya dayandığını fısıldar.
Soğuk ne kadar sert olursa olsun, arkasından mutlaka ılık günler gelir.
Şubat geçer…
Ama sabrı, direnci ve umudu hatırlatarak.
Kısa bir ay, uzun bir ders gibi.













