Kayseri denince çoğu insanın aklına pastırma, sucuk, mantı ve kışın kayak pistleri gelir.
Oysa Erciyes Dağı, yalnızca kar-kış mevsiminin değil, yaz aylarının da gözdesidir.
Üstelik yazın sunduğu güzellikler, kışınki kadar gösterişli olmasa da çok daha derin ve huzurludur.
Temmuz ve ağustos aylarında şehir merkezi 35 derecelere yaklaşırken, Erciyes’in yaylalarında serin rüzgâr yüzünüze dokunur.
2.000 metrenin üzerindeki rakımda, akşamları ince bir hırka giyme ihtiyacı bile duyarsınız. Bu, sadece havanın değil, hayatın da yavaşladığı yerdir.
Yazın Erciyes, yayla şenlikleriyle, bisiklet ve dağ koşusu yarışlarıyla, trekking rotalarıyla dolup taşar.
Tekir Yaylası’ndan zirveye uzanan patikalar, yürüyüşçülere hem fiziksel bir meydan okuma hem de görsel bir şölen sunar.
Yükseklerdeki yaban çiçekleri, mor kekikler, taşların arasından fırlayan sarı papatyalar… Hepsi bu dağın yazlık süsleridir.
Kışın beyazla örtülü olan yamaçlar, yazın başka bir renge bürünür.
Kahverenginin, yeşilin ve mavinin tonları birbirine karışır.
Fotoğrafçılar için sabah ve akşam saatleri, ışığın en büyülü olduğu anlardır.
Bu yüzden yaz turizmi sadece “serinlemek” değil, “görmek” isteyenler için de bir fırsattır.
Belki de Erciyes’in yaz turizmindeki en büyük avantajı, kalabalığın kışa oranla çok daha az olmasıdır.
Sessiz patikalarda adımlarınızın yankısını duyar, bir yudum soğuk yayla suyuyla şehir yorgunluğunu unutursunuz.
Erciyes, dört mevsim yaşayan bir dağ, bir rota.
Ama yaz aylarında, onun kışın gölgede kalan sakin yüzüyle tanışmak için bir fırsat var.
Bazen bir dağın size vereceği en değerli şey, zirvesine çıkmak değil, yamaçlarında durup hayatın telaşını geride bırakmaktır.













