Sanat, bir toplumun vicdanıdır. O vicdan, tiyatro sahnesinde hayat bulur.
Ancak son dönemde Devlet Tiyatrosu bilet fiyatlarına bakınca, o sahneye giden yolların halk için ne kadar zorlaştığını görmek üzücü.
Devlet Tiyatrosu, adında da geçtiği gibi “devletin tiyatrosudur”.
Yani özel sektörün değil, halkın tiyatrosu…
Devletin görevi, sanatı korumakla kalmayıp, her vatandaşın bu sanata erişimini kolaylaştırmaktır.
Fakat bugün gelinen noktada, bilet fiyatları neredeyse özel tiyatrolarla yarışır hale geldi.
Bu durum, kurumun kuruluş felsefesiyle açıkça çelişiyor.
Bir tiyatro biletinin fiyatı, asgari ücretle geçinen bir aile için lüks haline geldiyse, ortada ciddi bir sorun vardır.
Çünkü tiyatro, elit bir etkinlik değil; toplumu birleştiren, düşündüren, eğiten bir sanattır.
Eğer tiyatro salonları sadece belirli bir gelir grubuna hitap etmeye başlarsa, o zaman Devlet Tiyatrosu halk tiyatrosu olma kimliğini yitirir.
Bu noktada eleştirinin yanında çözüm de sunmak gerekir.
Devlet Tiyatrosu yönetimi, fiyat politikasını yeniden gözden geçirmelidir.
Öğrenciler, emekliler ve düşük gelir grupları için özel indirimli bilet uygulamaları artırılabilir.
Haftanın belirli günlerinde “halk günü” yapılarak bilet fiyatları sembolik seviyelere indirilebilir.
Ayrıca yerel yönetimlerle iş birliği yapılarak, tiyatroya erişim için sosyal destek programları oluşturulabilir.
Tiyatronun görevi sadece sahnede oyun sergilemek değildir; halkın ruhuna, düşüncesine dokunmaktır.
Bunu yapmanın ilk adımı ise seyirciyi salonun kapısından içeri sokabilmektir.
Kısacası, Devlet Tiyatrosu bilet fiyatları bir gelir kapısı değil, bir kültür köprüsü olmalıdır.
Sanatın kapısı halka kapanırsa, o sahnede ne kadar iyi oyun oynanırsa oynansın, anlamını yitirir.
Çağrım şudur:
Devlet Tiyatrosu, halkın alkışını kaybetmemek istiyorsa, önce halkın cebini düşünmelidir.
Çünkü tiyatro, seyircisiyle vardır; seyircisiz sahne, sadece boş bir perde olur.
Unutmayalım:
Devlet Tiyatrosu’nun en büyük sponsoru halktır.
Ve halk, sahneden dışarı itilmemelidir












