Kış mevsimi geldi mi, hafta sonları da sanki biraz ağırlaşır.
Hava erken kararır, soğuk insanın içini değilse bile dışını üşütür.
Birçok kişi için kış hafta sonu, battaniye–televizyon–çay üçgenine sıkışmış uzun saatler demektir. Oysa kış, doğru değerlendirildiğinde insanın hem ruhunu hem de zihnini dinlendiren bir fırsatlar mevsimidir. Hafta içinin koşuşturmasından çıkan beden, hafta sonunda dinlenmek ister; bu çok doğal.
Ancak dinlenmek sadece hareketsiz kalmak değildir. Kışın yapılan kısa bir yürüyüş, temiz havada atılan birkaç adım bile insanın düşüncelerini toparlamasına yardımcı olur. Parklar, sahil kenarları ya da mahalle araları…
Önemli olan dışarı çıkıp kışın sessizliğine kulak verebilmektir. Kış hafta sonları aynı zamanda iç dünyaya dönme zamanıdır. Uzun süredir okunmayı bekleyen kitaplar, izlenemeyen filmler, yarım kalan yazılar bu mevsimde tamamlanır.
Yazın “vaktim yok” denilen pek çok şey, kışın kendine yer bulur. Bir fincan sıcak kahve eşliğinde okunan birkaç sayfa, bazen uzun tatillerden daha kalıcı bir huzur bırakır.
Aile ve dostlarla geçirilen zamanın değeri de kışın daha iyi anlaşılır. Dışarıda yapılan pahalı planlardan çok, evde edilen samimi sohbetler, paylaşılan sofralar kış hafta sonlarının gerçek zenginliğidir. Çocuklar için masa oyunları, büyükler için eski anıların konuşulduğu sıcak ortamlar, kışın soğuğunu unutturur. Elbette kış, bahanelerin de mevsimidir. “Hava soğuk”, “Dışarı çıkılmaz” cümleleri çoğalır.
Oysa kış, hayatı yavaşlatırken insana düşünme ve kendini yenileme şansı verir. Hafta sonlarını tamamen uyuyarak geçirmek yerine, küçük ama anlamlı uğraşlar edinmek, yeni bir hobiye başlamak ya da sadece kendine vakit ayırmak kışı daha yaşanır kılar.
Sonuçta kış hafta sonları, sadece geçip giden iki gün değil; insanın kendini dinlediği, toparlandığı ve yeni haftaya hazırlandığı kıymetli bir moladır.
Soğuğa teslim olmak yerine, kışın sunduğu bu sakinliği fırsata çevirmek elimizde.










