Sındırgı…
Ege’nin sakin yüzü, termal suları, halıları, mis gibi çam kokan yaylalarıyla bilinen o huzurlu ilçe.
Ama bu huzurun altında, sessizce bekleyen bir gerçek var: Deprem.
Balıkesir’in huzur dolu Sındırgı ilçesi, geçtiğimiz akşam saat 19:53'te 6,1 büyüklüğünde sarsıntıyla tüm Türkiye’ye yeniden hatırlattı kendini.
Bu deprem, yalnızca yıkımla değil, hatırlatıcı sessizliğiyle de kuyusunu kazıyor kalplerimizde.
Düşünün: Sındırgı’nın dar sokaklarında, çam kokuları arasında uğuldayan doğa, deprem başlığındaki bir korku melodisine döndü.
Oysa bu topraklar bize hem bereket hem de sorumluluk yüklüyor.
Geleneksel ahşap evlerin dayanıklılığı bir yana, yeni yapıların güvenliği artık daha önemli. Çünkü nüfus artıyor, beton çoğalıyor.
Bir yandan turizm, tarım ve kültür hayatı gelişirken, diğer yandan deprem gerçeğini görmezden gelmek geleceğimizi riske atıyor.
Sındırgı halkı, imece kültürüyle, dayanışmayla bilinir.
İşte tam da bu dayanışmayı, afet bilincine çevirmek zorundayız.
Afet çantaları hazırlamak, tatbikatlar yapmak, binaları güçlendirmek…
Bunlar yalnızca “yetkililerin işi” değil; her bireyin sorumluluğu.
Depremi durduramayız, ama Sındırgı’nın güzelliklerini, insanını, tarihini koruyabiliriz.
Yeter ki sarsıntılar bitse de tedbirler bitmesin.
Çünkü bu topraklar, tedbiri elden bırakmayanlara vefa gösterir.













