Takvimler bir kez daha sıfırlandı.
Yeni yıl; yeni umutlar, yeni hedefler ve tabii ki yeni burç yorumlarıyla kapımızı çaldı.
Henüz ocak ayının ilk günleri…
Kahvemizi yudumlarken bir yandan da “Bu yıl benim yılım mı?” sorusunun cevabını yıldızlarda arıyoruz.
Aslında burçlara inanmak, yeni yıl ritüellerimizin sessiz ama vazgeçilmez bir parçası.
Kimimiz bunu eğlence diye okur, kimimiz hayatının pusulası yapar.
Ama itiraf edelim: “Bu yıl aşk kapıda”, “Maddi konularda sürprizler var” cümlelerini okuduğumuzda içimizde küçük bir sevinç kıpırtısı oluşur.
Olumsuz yorumlara gelince…
“Merkür retrosu” deyip geçeriz.
Yeni yıl, belirsizliklerle dolu bir sayfa.
İşte tam da bu yüzden burçlar devreye girer.
Çünkü insan, bilmediği geleceği az da olsa kontrol altında hissetmek ister.
Yıldızlar konuştuğunda, sanki hayat biraz daha anlaşılır olur.
Kaygılar cümlelere bölünür, umutlar başlık atar.
Eleştirenler haklı olabilir: “Bilimsel değil.” Doğru.
Ama her şeyin bilimsel olmak zorunda olmadığı bir hayat yaşıyoruz.
Burçlar, kimi zaman bir teselli, kimi zaman bir sohbet konusu, kimi zaman da kendimize dışarıdan bakmanın bahanesidir.
Yeni yılda burçlara inanmak belki geleceği değiştirmez ama bugünü renklendirir.
Bir sayfa açılırken yıldızlardan medet ummak, insan olmanın en eski alışkanlıklarından biridir.
Kim bilir, belki de mesele inanmak değil; umut etmek.
Sonuçta yeni yıl, biraz mantık, biraz hayal, bolca umut ister.
Burçlar da bu umudun astrolojik süsüdür.
İnanırsınız ya da inanmazsınız…
Ama okursunuz.
Çünkü yeni yıl, her ihtimale açık bir hikâyedir.













