Kasım ayı, takvimin en sessiz ama en derin sayfalarından biridir.
Ne yazın gürültüsü vardır onda, ne de baharın coşkusu.
Kasım, doğanın sesini kısar; rüzgâr yaprakları savururken şehir de, insanlar da biraz durulur.
Sokaklar sessizleşir, havada keskin bir serinlik dolaşır.
Belki de bu yüzden Kasım, en çok düşündüren, en çok hissettiren aydır.
Kasım, Türk insanının kalbinde ayrı bir yer taşır.
Çünkü 10 Kasım’da, ülkenin kaderini değiştiren bir liderin ardından saygıyla eğiliriz.
Siren sesleriyle duran şehirlerde, aslında bir milletin kalbinin aynı anda attığını hissederiz.
O birkaç dakikalık sessizlik, tarih boyunca hiçbir sözcüğün anlatamayacağı kadar anlamlıdır.
Kasım, işte bu yüzden hüzünle başlar.
Ama Kasım sadece hüzün değildir.
Bu ay, aynı zamanda yenilenmenin, kabullenmenin ve hazırlığın da simgesidir.
Doğa kışa hazırlanırken, insan da kendi iç hesaplaşmasını yapar.
Yılın sonuna yaklaşırken, geride kalan aylara dönüp bakarız: Ne yaptık, neyi unuttuk, neyi başardık?
Kasım bize bu soruları sormayı öğretir.
Belki de bu yüzden Kasım, umutla da ilgilidir.
Çünkü her son, bir başlangıcın habercisidir.
Dökülen her yaprak, toprağa düşerken baharın filizlerine yer açar.
Kasım bize sabrı, beklemeyi ve yeniden doğmayı anlatır.
Bugünlerde, penceremizin buğusuna düşen her damlada geçmişi, geleceği ve şimdiyi aynı anda görebiliyoruz.
Kasım’ın gri bulutları arasında bile, yeni bir yılın ışığı beliriyor.
Hüzünle karışık bir huzur…
Tam da Kasım’a yakışan bir duygu.













