Bazı günler vardır ki takvimde sadece bir tarih değildir; bir milletin yüreğinde taşıdığı en büyük gururdur.
30 Ağustos işte öyle bir gündür.
Anadolu’nun dört bir yanında yoksulluk, çaresizlik, tükenmişlik vardı belki ama yüreklerde asla bitmeyen bir umut vardı: özgür yaşama umudu.
Dumlupınar’da atılan her adım, sadece askerlerin değil, cepheye mermi taşıyan anaların, kağnısıyla cephane götüren ninelerin, yüreği dua dolu çocukların da adımıydı.
O zafer, yalnızca bir ordunun değil, bir milletin kalbinin birlikte attığının kanıtıydı.
Bugün gökyüzünde dalgalanan bayrağa baktığımızda, sadece kırmızı bir renk görmeyiz.
O kırmızı, düşenlerin kanıdır; o beyaz, milletin tertemiz umududur.
Her dalgalanışında bize “Bağımsızlığın bedeli kolay ödenmedi” diye fısıldar.
30 Ağustos, sadece geçmişin bir hatırası değil; yarınlara daha güçlü yürümemiz için bize bırakılmış en değerli mirastır.
Bu mirasa sahip çıkmak, sadece bir görev değil, aynı zamanda büyük bir onurdur.
Bugün, kalbimizde minnet, gözlerimizde gurur, dilimizde tek bir cümle var:
Ne mutlu Türküm diyene!













