Her yıl 29 Ekim’de meydanlar kırmızı-beyaz renklere bürünür, sokaklarda marşlar yankılanır, ellerde bayraklar dalgalanır.
Cumhuriyet’in ilanının yıl dönümü, hepimizin yüreğinde tarifsiz bir gurur ve sevinçle kutlanır.
Fakat o coşku, ertesi gün ne yazık ki yerini sıradanlığa bırakıyor.
Oysa Cumhuriyet sadece bir takvim gününde hatırlanacak bir kazanım değil; nefes aldığımız her güne yön veren bir yaşam biçimidir.
Cumhuriyet Bayramı’nın anlamı, yalnızca geçmişin zaferlerini anmak değildir.
Aynı zamanda bugün sahip olduklarımızın bedelini hatırlamak, geleceğe daha bilinçli adımlarla yürümektir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözünü yalnızca yılda bir kez duymakla yetinmemeliyiz.
O anlayışı eğitimde, adalette, toplumsal eşitlikte ve özgürlükte her gün yaşatmak zorundayız.
Bugün çocuklarımızın gözlerindeki ışık, Cumhuriyet’in bize bıraktığı en büyük emanettir.
O ışığın sönmemesi için bayram coşkusunu sadece 29 Ekim sabahına değil, yılın her gününe yaymalıyız.
Evlerimizde, okullarımızda, iş yerlerimizde Cumhuriyet değerlerini konuşmalı, tartışmalı, yaşatmalıyız.
Çünkü Cumhuriyet bir günün değil, bir ömrün bayramıdır.
Onu yaşatmanın en güzel yolu, her gün yeniden sahip çıkmaktır.












