Farkında mısınız? Bizim toplumda ölçüyü kaçırmak bir meziyet, hatta başarı göstergesi hâline geldi.
Orta yolu bulmak, dengede kalmak, artık insanların gözünde sönük bir tavır gibi görülüyor.
Misal birine yardım ediyorsan, “daha fazlasını neden yapmadın” diye soruluyor; bir konuda temkinliysen “çekingen” yaftası yapıştırılıyor.
Sessiz kalırsan “zayıf”, fazla konuşursan “gösterişçi” oluyorsun.
Hatta fedakârlığın sınırlarını zorlamayı, gösterişi, abartıyı, hatta kimi zaman kibri bile “başarı” sanıyoruz.
Kısacası, bu topraklarda hiçbir şeyin ayarında kalmak neredeyse imkânsız hâle geldi.
Bir zamanlar “azı karar, çoğu zarar” derdik; şimdi “ne kadar çok, o kadar iyi” anlayışı hâkim.
Oysa insan, fazlalıkların içinde kaybolur.
Belki klişe olacak ama bu hayatta her şeyin fazlası, zehirli bir sarmaşık gibidir; görünüşte güzeldir, fakat sarıldıkça boğar. O yüzden gerçek başarı, ölçüyü kaçırmadan yaşayabilmektir.
Yeri gelmişken konu ile ilgili, ders verici bir kıssadan hisse paylaşmak isterim:
Bir köyde yıllardır terzilik yapan bir usta varmış. Dikişleri öyle düzgün, ölçüleri öylesine tam olurmuş ki, herkes elbise diktirmek için ona gelirmiş.
Bir gün çırağı sormuş:
-“Usta, senin sırrın ne? Neden herkes senin diktiğin elbiseyi bu kadar beğeniyor?”
Usta gülümsemiş ve yanıtlamış:
-“Ben elbiseyi müşteriye göre değil, ölçüye göre dikerim evlat. Çünkü herkesin isteği değişir, ama ölçü değişmez.”
Yıllar geçmiş, usta yaşlanmış. Yeni gelen genç terziler, müşterileri memnun etmek için ölçüleri sürekli genişletip daraltmaya başlamış. Kiminin elbisesi bol, kimininki dar olmuş ve sonunda köyde kimse memnun kalmamış.
Ustanın dediği o tek cümle herkesin kulağında yankılanmış:
“İnsanın da, işin de ölçüsünü bozarsan, sonunda hiçbir şey tam oturmaz.”
Buradan da anlaşıldığı üzere, ölçüyü kaçırmadan yaşamak sıradanlık değil, bilgeliktir.












