Son yıllarda, Türkiye’de ve dünya genelinde 18 yaşından küçük çocukların şiddet içerikli suçlara karıştığı, hatta bazı vakaların cinayetle sonuçlandığına dair artan vakalar dikkat çekiyor.
Bu durum gerçekten endişe verici bir konu.
Çocuklar, bir zamanlar suçla ilişkilendirilmeyen masum figürler olarak görülen bireylerken, şimdi katil olma noktasına gelmeleri, toplumsal bir sorunun ne kadar derinleştiğini ve karmaşıklığını gözler önüne seriyor.
Burada sormamız gereken en temel soru ise, “Neden bir çocuk, henüz gelişim aşamasında ve dünyayı doğru algılayamadığı bir dönemde, böyle bir şiddet eylemine yönelir?”
Bu sorunun cevabında birçok farklı etkenin bir araya geldiğini görebiliyoruz. Bunlar; ailevi sorunlar, psikolojik durumlar, sosyal çevre, sosyal medyanın hızla yayılan şiddet içerikli paylaşımları, hatta popüler kültürün şiddeti normalleştirmesi ve eğitimdeki eksiklikler, bu karmaşık tabloyu daha da derinleştiriyor.
Kısacası çocuklar çevrelerinden, medyadan ve toplumsal normlardan aldıkları mesajlarla şiddetin bir çözüm yolu olduğunu düşünüyorlar.
Bu noktada, ebeveynlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Çünkü aileler, çocuklarının gelişiminde en önemli yapı taşlarından biridir.
Eğer bir çocuk katil olma noktasına gelmişse, bunun arkasında yalnızca bireysel bir sapma değil, çok daha derin toplumsal ve duygusal sorunlar yatmaktadır. Bu tür bir duruma gelmeden önce ise pek çok yanlışlık ve eksiklik yaşanmış demektir. Ve bu yanlışlıkların ilk farkına varacak ve müdahale edecek olan, öncelikle çocuğun en yakın çevresi, yani birinci dereceden ailesi olmalıdır.
Aileler, çocuklarının ruhsal ve sosyal gelişimini gözlemleyerek, olabilecek tehlikelere karşı zamanında önlemler almalı ve gerekli müdahaleleri hızlı bir şekilde yapmalıdır.
Bununla birlikte, sağlıklı bir toplumsal yapı ve bireysel gelişim için sadece aileler değil, okullar, medya ve devlet de ortak bir sorumluluğa sahiptir.
Demem o ki, çocukların sağlıklı bir şekilde büyüyüp, topluma faydalı bireyler olabilmesi için bu kurumlar arasında güçlü bir iş birliği şarttır.
Aksi takdirde, göz ardı edilen travmatik olaylar, yalnızca bireyleri değil, toplumun geleceğini de tehdit etmeye devam edecektir.













