Bir park düşünün…
Çocukların neşeyle koştuğu, ebeveynlerin içinin rahat olduğu, hayatın en masum anlarının yaşandığı bir yer. Şimdi o tabloyu bozun. Çünkü İzmir’in Karabağlar ilçesinde yaşanan olay, tam da bu masumiyetin ortasına saplanan bir bıçak gibi.
Henüz iki yaşında bir çocuk… Hayatı yeni tanımaya başlamış, dünyayı oyunlardan ibaret sanan bir yaşta. Ve bir anda, parkta oyun oynarken, hiçbir anlam veremeyeceği bir şiddetin hedefi oluyor. Üstelik iddialara göre, uyuşturucu madde etkisindeki bir saldırgan tarafından.
Bu, yalnızca bir “asayiş haberi” değil.
Bu, hepimizin güvenlik algısına indirilen ağır bir darbe.
Toplum olarak en temel ortak alanlarımızdan biri olan parklar bile artık bu tür olaylarla anılıyorsa, burada yalnızca bireysel bir suçtan değil, çok daha derin bir sorundan söz etmeliyiz.
Madde bağımlılığı, denetimsizlik, sosyal çöküş ve belki de en önemlisi “önleyememe hali…” Hepsi iç içe geçmiş durumda.
Elbette emniyet güçlerinin hızlı müdahalesi ve şüphelinin kısa sürede yakalanması önemli.
Ancak bu durum, yaşanan gerçeği değiştirmiyor: O çocuk o saldırıyı yaşadı. O aile o korkuyu hissetti. Ve toplumun geri kalanı artık parklara biraz daha tedirgin bakacak.
Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolup taşan sokaklar, bugün yerini sessiz bir tedirginliğe bırakıyor. Çocuklar sokakta oynamaktan çekiniyor, parklar ise güvenin değil, endişenin mekânına dönüşüyor.
Artık hiçbir yerde kendimizi gerçekten güvende hissedemiyoruz.
Çoğu zaman bu tür olayların ardından kısa süreli bir öfke yaşıyor, sonra unutuyoruz.
Oysa asıl mesele, bu olayların neden tekrar ettiğini sorgulamak.
Madde bağımlılığıyla mücadele ne kadar etkin?
Risk taşıyan bireyler ne kadar takip ediliyor?
Kamusal alanlarda güvenlik önlemleri yeterli mi?
Belki de en acı olan şu: Bir çocuğun güvenliği tartışma konusu bile olmamalıydı.
Toplumun en savunmasız bireylerini bile koruyamıyorsak, hangi güvenlikten söz edebiliriz?
Bu sadece bir haber değil, bir uyarı. Görmezden gelinirse, benzer acıların tekrar yaşanması kaçınılmazdır.
Ve belki de artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Güvenlik, yalnızca suç olduktan sonra devreye giren bir mekanizma değil; suç gerçekleşmeden önce inşa edilmesi gereken bir sistemdir.













