Son zamanlarda toplum olarak gözümüzün önünde büyüyen, ama nedense yeterince ciddiye alınmayan bir sorunla karşı karşıyayız: Ortaokul çağındaki çocukların ellerinde bıçaklar…
Eskiden “çocuk kavgası” denilerek geçiştirilen tartışmalar, bugün çok daha tehlikeli bir boyuta ulaşmış durumda. Artık bu kavgalar yalnızca sözlü atışmalarla ya da küçük itişmelerle sınırlı kalmıyor; kesici aletlerin devreye girdiği, hayati sonuçlar doğurabilecek olaylara dönüşmüş durumda.
Peki, bu noktaya nasıl geldik?
Bu tabloyu sadece “gençlik bozuldu” diyerek açıklamaya çalışmak büyük bir hata olur.
Çünkü karşımızda ihmal edilmiş pek çok sorunun bir araya gelmesiyle oluşmuş derin bir problem var. Aile içi iletişimin zayıflaması, şiddetin günlük hayatın sıradan bir parçası hâline gelmesi ve eğitim sisteminde değerler eğitiminin geri planda kalması, bu tablonun oluşmasında önemli bir rol oynuyor.
Daha da kaygı verici olan ise bu olayların, çocukların en güvende olması gereken yerlerden biri olan okullarda yaşanmasıdır. Oysa okullar, öğrencilerin kendilerini güvende hissettikleri, öğrenip gelişebildikleri alanlar olmalı. Bugün ise bazı öğrenciler için okul, ne yazık ki potansiyel bir tehlike alanına dönüşmüş durumda.
Bu durum yalnızca öğrencileri değil, velileri ve eğitimcileri de derinden sarsmaktadır.
Artık görmezden gelmek ya da “geçer” diyerek ertelemek bir seçenek değil. Bu sorunun çözümü; ailelerden eğitim sistemine, medyadan yerel yönetimlere kadar tüm paydaşların eşgüdümlü ve kararlı bir şekilde sorumluluk üstlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Aksi takdirde, bugün haberlerde karşımıza çıkan bu olayların, yarın çok daha ağır ve telafisi güç sonuçlara dönüşmesi kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki bir toplumun en büyük kaybı, geleceğini emanet ettiği çocuklarını yitirmesidir. Bu nedenle, böylesi bir kaybı yalnızca izlemekle yetinmek aynı zamanda ona ortak olmak anlamına gelecektir.













